Ülke ve Özgürlük
Geçen
gece, Jim Allen'in yazdığı, İngiliz yönetmen Ken Loach'un 1995 yapımı Ülke ve
Özgürlük filmi beğenerek iki defa seyrettim. İsterseniz sizde aşağıda yazdığım
adreslerden izleyebilirsiniz.
https://tafdi.org/izle/altyazili/1960-land-and-freedom
https://vimeo.com/10640760
Filmin Konusu, 1936-39 yıllarındaki yaşanan
İspanya’da İç Savaş’ında, Cumhuriyetçilerin cephesinde, solcuların kendi
aralarında ve köylülerle aralarında yaşananları anlatmaktadır.
O dönemde, faşistlere karşı savaşmak üzere
dünyanın birçok ülkesinden İspanya’ya gelen anti-faşistler, milislerde görev
alır. Filmde, İngiltere’den İspanya’ya gelerek anti-faşistlerle savaşan işsiz
David’in, milislerin içinde yaşadıkları İspanya İç Savaş’ının tarihsel boyutu ile
birlikte aktarılmış. Ayrıca kendi içlerinde bölünmüş Cumhuriyetçilerin,
Milliyetçilere karşı zayıf yönünü ortaya koymaktadır.
Filmin başında gösterilen iç savaşla
ilgili belgesel görüntüleri ve Bavul’un içinden çıkan, gazete kupürleri yazılar
da o dönemin tarihini yansıtıyor. Gazetelerde şunlar yazılıdır.
“Herkes Ayağa!
İspanya Cumhuriyetini Savunun.”
“İspanyol
Birlikleri Fas’ta Ayaklandı.”
“Franko
Malagada’yı Ele Geçirdi. Madrid’de Pek Çok Ölü Var.”
“Madrid Ağır
Bombardımana Maruz Kaldı Bombalar Şehrin Kalbini Harap Etti. Nazi Uçakları Caddelerde
Sivillere Ateş Ediyor.”
“Alman Kartalları
Guernica'yı Bombaladı.”
“İspanyol
Troçkistleri Franko'yla Entrika İçinde.”
İç savaşa yönelik önemli sayılabilecek
bazı bilgiler de gazete haberi olarak verilmiş, böylece anlatılan filmin
hikâyesi, tarihi yeniden kurgulayarak gerçekçi bir biçimde yansıtılmıştır.
Filimde, Toprak
sahibi Pepe ise Lawrence’ın söylemiş olduğu sloganlarını dış dünyaya karşı hafifletmeleri
ve toprak sahiplerinin köylülerin yanlarında olmaları için toprakları
kolektifleştirmemeleri gerektiği konusunda hem fikir olur. Toprağın
kolektifleştirilmesi konusunda yapılan oylamada hayır oyunu kullanır.
Milis Lawrence,
İç savaşta halkın, sadece Franco ile değil Mussolini ve Hitler ile de savaştığı
söyler. Rusya ve Meksika dışındaki ülkelerin İspanya’daki sol direnişine
sırtını döndüğü anlatır. (Benim, İspanya İç Savaşı hakkındaki bilgilerime göre Rusya’nın
yardımdan çok zararı olmuştur.) Milisteki diğer arkadaşları devrimin hemen
yapılması gerektiğini savunur. Topraklar kolektifleştirildiğinde Almanya ve
İtalya’da yaşayan halkın da onları örnek alacağı söylenir.
İç savaş döneminde cephelerde baş gösteren
erzak ve silah temini gibi yaşamak için temel ihtiyaca yönelik sıkıntılar,
özellikle toprakların kolektifleştirilmesinin tartışıldığı sahnede
vurgulanmaktadır.
O dönemde
köylüler durumlarını düzeltmek için zenginlerin topraklarını zor kullanarak ele
koyulur. Toprağın kolektifleştirilmesi sahnesi, hem İspanya iç savaşının mevcut
koşullarına değindiğinden, hem de dünyada iç savaşın yankısının nasıl
karşılandığını göstermesi açısından önemlidir. Bu sahnede savaşın içinde olan
köylüler, toprak sahipleri ve direnişi gerçekleştiren sol cephesinin bir arada
olmasıyla, iç savaşa, sol cephesinden bakarak kendi içinde yaşamış oldukları
ayrılıkları görmek mümkündür.
Filimde bu
bağlamda toplantıyı temsil eden üç gruptan köylüleri Teresa, toprak sahiplerini
Pepe ve milis Lawrence yapmış olduğu söylemlere konu olan kolektifleştirme de Don
Julian’ın topraklarının kamulaştırılıp yeniden dağıtılması.
Milis “Bu köyün ötesini düşünmenizi istiyorum
tamam mı? Daha büyük bir resme bakın. Tamam, İspanyol halkının kendi başına
Franko’yu alaşağı edeceğinden şüphem yok. Ama sizler sadece Franko’yla
savaşmıyorsunuz. Artık karşınızda Mussolini ve Hitler’de var.” Diğer Milis “Ben Almanya’dan geldim. Bizler devrim
istiyorduk ve ne oldu? Avrupa’daki en güçlü harekettik. En örgütlü işçi
hareketi. Sendikalarda örgütlü altı milyon kişiydik ve ne oldu? Hitler,
Sosyalistler ve komünistler bizlere devrimimizi sonra yapmamızı söylerdiler.
Ama ben derim ki, devrimi şimdi yapalım.” Tartışmalarındaki sahnelerle faşizme
karşı mücadele edenlerin tartışmadan öteye gidemeyip fikir birliklerin
olmadığını göstermeye çalışılmış.
Ayrıca, İspanya
iç savaşında toprak sahiplerinin, topraklarının kolektifleştirilmesini
istemedikleri için Franko’nun yanında yer aldığı açıklanmıştır. Franko’yu
destekleyen diğer bir kesimin ise din adamları olduğu da belirtilmiştir. Filminde,
kilisenin Franko’nun yanında olduğu tarihsel gerçekliği, David ve bağlı olduğu
milisin faşistlerin elinde olan kasabayı kurtarmaya çalışırken, hem halktan hem
de milisten insanları kaybetmesiyle aktarılmaktadır. Ayrıca devrimcilerin papaz
yüzünden ölmesi ve papazın devrime ihanet etmesiyle gösterilmektedir. Papaz
öldürüldükten sonra kiliseden çıkarılan eşyaların halk tarafından yakılması da
o dönemde köylülerin ve işçi sınıfının devrimin yanında olduklarının
göstergesidir.

Filmde, Faşistlerin cephesinde neler
olduğunu göstermemektedir. İç savaş tarihinin sol cephesine odaklanmaktadır. Ayrıca
sol cephede iç savaşla yaşanan gelişmeleri aktarırken, sağ cephede ve dünyada
iç savaşın nasıl geliştiğini; David’in sevgilisi Kit’e yazdığı mektuplarla,
gazete manşetleriyle ve sol cephesinde yapılan diyaloglarla yansıtmaktadır.
David’in yazmış
olduğu mektuplarla, sol cephesinde, Rusya’nın solu desteklediğine ve sola
yardım edebileceklerine dair bir beklentinin oluştuğu aktarılmıştır. Ayrıca,
savaşı faşistlerin kazanacağına dair ilk sinyaller de mektupta verilmektedir.
David’in Kit’e yazmış olduğu mektuplar, İspanya iç savaşı tarihinin yeniden
kurgulanarak aktarıldığı bir kaynak gibi düşünülebilir. Bu durumun gerçekmiş
gibi yansıtılmasının sebebi olarak, David’in savaş dönemindeki fotoğrafları ile
o dönemde biriktirmiş olduğu, iç savaşla ilgili gazete sayfaları örnek
verilebilir.
Filmde Katalanca, İspanyolca ve İngilizce
olmak üzere üç dil konuşulması İç savaşın sadece İspanya’yı değil aynı zamanda
tüm dünyayı da ilgilendirdiğinin bir göstergesidir. Ayrıca tarihsel
gerçeklikten yola çıkarak, solun bir bütün olarak hareket etmesinden, solun
içindeki ayrılıklara doğru geçiş diyaloglarla desteklenmektedir. Böylece
savaşın başarılı olamamasının sebebinin, sol görüşlülerin kendi içinde yaşadığı
ayrılıklar olduğu özellikle vurgulanmaktadır.
Filmde Solcuların
toplantısında, Seminer konuşmacısı, POUM üyesi Vidal, David, Blanca, arasında
geçen diyaloglarla solun birbirinden ayrılan düşünceleri de net bir şekilde
ifade edilmektedir. Solun kendi içinde yaşadığı ayrılıkları açıkça ortaya koyan
bir diğer olay da bu esnada gerçekleşmektedir. Köylüler tarafından toprakların
kolektifleştirilmesinin tartışılması, milisin Yeni Halk Ordusu’na katılıp
katılmayacağının belirlenmesi, POUM’un yasadışı ilan edilerek partililerden
bazılarına tutuklama emirlerinin çıkarılması gibi olaylar ve bu olaylarda yer
alan diyaloglar aktarılarak solun kendi içinde hangi görüşlerle ayrıldığını
açıklamaktadır. Toprağın kolektifleştirilmesi ile ilgili olarak köylüler olumlu
düşünürken toprak sahiplerinin bu duruma sıcak bakmaması, iç savaş tarihinde de
savaşın çıkmasına sebep olan önemli bir sorun olarak aktarılmaktadır. Bu
nedenle büyük toprak sahiplerinin Franko’nun yanında yer aldığı belirtilmiştir.
İspanya iç savaşı tarihine paralel olarak Franko’ya diğer bir destek de
kiliseden gelmektedir. Filmde bu durum papazın Coogan’ı öldürmesi ve devrimci
gençlerin yerini sağcılara söylemesiyle aktarılmıştır.
Filminde,
İspanyol iç savaşının sol ve sağ cephesini iyi ya da kötüler olarak
nitelendirmeden, sol cephede olup bitenlere odaklandığını söylemek mümkündür.
Yönetmen, sol cepheyi gerek kendi içindeki görüş ayrılıkları, gerekse milisteki
karakterlerin kendi içinde yaşadıkları politik ayrılıklar ve sorgulamalarla
tarihsel çizgiden sapmadan ele alarak, var olan tarihi aktarmak için İspanya İç
Savaşı yeniden kurguladığı söylenebilir.
Evden
çıkmadığımız bugünlerde filmi seyretmenizi tavsiye ederim.
Faşizm 20.
yüzyılın başlıca politik buluşu ve Bugüne kadar çekilen acıların çoğunun
kaynağıdır.
Modern Batı
politik kültürünün diğer temel akımlarının tümü muhafazakârlık, liberalizm,
sosyalizm 18. yüzyılın ikinci yarısıyla 19. Yüzyılın ortalarında olgunluklarına
ulaşmışken Faşizm 1890’larda bile yoktu.
Engels, 1895’te
Karl Marx’ın “Fransa’da Sınıf Mücadeleleri” kitabının yeni baskısı için bir
önsöz yazdığı sırada, daha geniş kitlelere tanınacak oy hakkının kaçınılmaz
olarak sola doğru bir oy akışına sebep olacağına inanmıştı. O yıllarda Hem
zaman hem de sayılar sosyalistlerin tarafındaydı.
Kitaba yazdığı önsözde
Engels’e göre. “Bu şekilde devam ederse (sosyalistlerin
oyundaki artış,) bu yüzyılın (19. Yüzyıl) sonunda biz (sosyalistler) toplumun
orta katmanlarının çoğunu, küçük burjuvaları ve çiftçileri tarafımıza çekmiş ve
ülkedeki en belirleyici güç hâline gelmiş olacağız...” “...Biz (sosyalistler)
bu meşruiyet sayesinde kazandığımız güçlü kaslar ve pembe yanaklarla ebedi
hayata benziyoruz. Muhafazakârların bu meşruiyeti kendi elleriyle delip geçmek
dışında yapabilecekleri bir şey yok…”
Engels, Solun
düşmanlarının engelleyici bir saldırıya geçeceğini bu şekilde tahmin etmiş olsa
da 1895’te bunun yani Faşizmin kitlesel bir onay alacağını hayal bile edemezdi.