Hakikat Sonrası Toplumlarda Yankı
Fanusu Etkisi ve Kutuplaşma
İnternetin getirdikleri
İnternetin
henüz kullanılmaya başladığı ilk dönemlerde, benim de dâhil olduğum pek çok
kişi, internetin, insanlar arasındaki sınırları tamamen ortadan kaldıracağını,
herkes birbirinin fikrini, görüş ve düşüncelerini öğrenmeye, anlamaya,
kendisinin eksik ve yanlış bilgilendiği düşüncelerinden kolayca
vazgeçebileceğini, kısaca doğru bilginin ve hakikatin bizatihi kendisinin
herkes tarafından öğrenileceği beklentisi egemendi. Peki, öyle mi oldu? Olmadı.
Ne yazık ki, olmadı. Her zaman olduğu gibi “ne umduk ne bulduk” deyimini doğrularcasına,
cehaletin bir kez daha bilgiye tahakkümü oldu. Ağırlıklı olarak sosyal medya
aygıtı olarak kullanılan internet, bireylerin kendi fikirlerine ve kendi inançlarına
daha da sıkı bir şekilde sarılmasına neden olan bir iletişim enstrümanı olduğu görüldü.
Özellikle sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla birlikte, kullanıcılar farklı
görüşte olanlarla değil, kendileri gibi düşünen ve kendilerine benzeyen
insanlarla gruplaşmasına yol açtı. Bu konuyu daha iyi anlamamız için, kişilerin
gerçeklik algısı nedir bir göz atalım:
Kişilerde Gerçek
Eric
Formm, (…) Kişinin düşüncesi, yıllar içinde kendi çevresindeki tepkilerin
birikimi ile oluşmakta ve bu düşüncelerin sınırlarını belirlemektedir. Bu durum,
kişiyi kendi çevresinin çizdiği düşüncelerin dışına çıkmasını engellemektedir.
Durum böyle olunca bu kişiler, çevresinin çizdiği düşünsel ve davranışsal
sınırların dışına çıkmaya cesaret ettiğinde ya o çevreden izole edilir ya
sertçe uyarılır ya da cezalandırılma, ayıplanma gibi olumsuz tepkilere maruz
kalır. Bu durum için Erich Fromm, “İnsanın çekinmesine neden olan şeyin, korku
olduğunu -bu korkunun da değer verdikleri inançlarının yanılsamadan başka bir
şey olmadığının kanıtlanması ve içinde yaşadıkları kuramların zararlı olduğunun
ortaya çıkması olduğunu ve buna ek olarak da kendilerinin sandıklarından daha
az saygıdeğer çıkması korkusu olduğunu” söyler. (Formm, 1987, s.47).
Algılar
ve Gerçek Kitabımın Kişilerde Gerçek bölümünde (…) Kişiler, bir hayat boyu
taşıdıkları ve bedel ödeyip emek vererek oluşturdukları çevreleri içinde
taşıdıkları düşünceler ile bilindikleri için, kendi düşüncelerinin yanlış olma
ihtimalini bile kabul etmezler. Çünkü bu kişiler, düşünsel mahalle baskısından, tecrit edilmekten, başka
insanlarca sevilmez olmaktan korkarlar ve sosyal etkilerden çok, çevresinin her
dediğine inanma eğilimi taşırlar. Ayrıca bu kişiler gerçekle yüzleşmeden
ısrarla kaçınırlar ve aynı şeyi bin kez tekrar ederek, aynı düşünceleri
seslendirerek “onları hiç geliştirmeden” yaşamayı sürdürürler. Kişinin bunu durumunu
onaylamasının bir nedeni de kendi çevresi içinde, çevresinin ortak
düşüncelerine uygun olarak, ona aykırı olmadan yaşamayı kabullenme ihtiyacıdır.
Çoğu kişi çevresinin düşüncelerine aykırı olabilecek herhangi düşünceyi mahalle
baskısı nedeniyle seslendirmekten çekinir. Bazı yanlışlıkların farkında olsa
bile, bu yanlışlıkları seslendirmekten imtina eder. Böylece hedef olmaktan
kaçınmayı yeğler. Yani “düşündüğünü söylemekten korkmaya başladı mı kişi,
düşünmekten de korkmaya başlar.” (Türkali, 2016) Bu durumda bulunan kişi,
içinde bulunduğu sanal gerçekliği, nesnel gerçeklik olarak algılamaktadır. İşte
bu yüzdendir ki kendi yaşadığının dışında bir nesnel gerçeklik olabileceğini
düşünmemektedir. Dostoyevski: “Sevimli bir şeydir yalan, çünkü gerçeğe götürür
bizi. Hayır, kötü olan, yalan söylerken söyledikleri yalana kendilerinin de
inanmaları…” (Dostoyevski, 2016, s.347) der.
“Kişi,
kendisine ait ideal imgelerini, hoşa gitmeyen ya da tehlikeli gerçeklerin
bilincine varmasını engelleyen bastırma gibi savunma mekanizmaları ile kendini
korur ve kendisine acı veren gerçeklerin, bilinç düzeyine çıkmasını engeller. Kişi,
öngörüye bağlı itaat edip
kendisine dayatılan‘sahte gerçekliği’ sorgulamadan kabullenip kanıksadığı
müddet zarfında. Toplumu idare edenlerin, çevresindekilere ve topluma uyguladıkları
insani sorun ve felaketlere, idare edilen kişiler duyarsız kalıp teslim
olur ve direniş göstermez.
Bu
durum, gerçekleri
kişinin görmesine yardımcı olma çabalarına karşı koymayı sağlayan terapistin
psikoterapideki ‘direnç’i gibidir. Burada gerçekleri ortaya koyanları hedef
alan kişinin, sahte gerçekliğini korumak için, yalan, agresifleşme ve
başkalarına saldırma durumunu da unutmayalım. Araştırmalarda, “insanların,
gerçeklerden çok, inanmak istediklerine, inandıkları şeye” karşı, gerçeğin
bilimsel ve nesnel olarak ortaya konulmasına rağmen, hemen bir reaksiyonla
inandıklarına daha sıkı bir şekilde sarıldıklarını ortaya koymuştur. Kişilerin gerçeğe değil de inanmak istediklerine
inanma eğilimi, kişi açısından hem risksiz hem kişisel çıkarlarını koruması
yönüyle de daha avantajlı bir durumdur. Bu sahte gerçeklik, nesnel gerçeklik
tarafından yıkılıncaya kadar kişi, nesnel gerçekliği ne kadar çok reddederse,
inandıklarına o kadar daha çok inandığını ve bu inandığı sahte gerçekliğin bir
kale gibi sağlam olduğunu düşünür. Yani kişi, aslında nesnel gerçekliği değil,
kendi imgeleminde yarattığı sahte gerçekliği ile yaşamaktadır. Bu durumdan da
memnundur. (s. 128-129)
Sahte/Yalan Haber ve Doğruluk Kontrol Merkezleri
İnternetin,
özellikle sosyal ağlarla birlikte enformasyon dolaşımının hız kazanması, iletişim hızın artması. Fotoğraf ve video çekebilen
akıllı telefona sahip olan sosyal ağ kullanıcılarının, ürettikleri haber
içeriklerindeki artış ve zaman zaman “habercilik” yaparak, gerçek olmayan
haberlerin dolaşıma sokulması. Haber alıcılarının da metnin doğruluğuna ilişkin
bir bilgi olmamasına rağmen, resimlerin ve başlıkların yarattığı duygusal
çağrışımlardan oldukça etkilenmesi, sahte/yalan haberin artmasına neden olmakla
birlikte “haberin”[1]
doğruluğu veya yanlışlığının araştırılmasını zorlaştırması, sahte/yalan
haber sorununu ortaya çıkardı. Ayrıca ülkede ve
dünyada güncel olan olaylarla ilgili olarak basında da sahte/yalan
haberlerin artışı görülmektedir.
Bu
arada, tarihten ilginç bir sahte/yalan haber örneği vereyim.
1835
yılında İngiliz gökbilimci John Herschel’in teleskopu ile gözlemlediği Ay’da
yaşayan dev adamlar ve safir tapınakları sahte/yalan haberi, New York The Sun
gazetesinde gazete editörü Richard Adams Locke tarafından gazetesinde yazı
dizisi halinde yayınlayarak, gazetesini en çok satan[2] gazete haline
getirdiği sırada. Herschel, babasının astronomi alanındaki İngiltere'de
görünmeyen gökyüzünü çalışmalarını tamamlamak ve araştırmak için Güney
Yarımküre’de yani Güney Afrika'da orijinal
astronomik gözlemler yapıyordu. Ancak o dönemin koşullarında kendisinin
hakkındaki bu sahte/yalan haberi okuma ve yalanlama şansı ancak aylar sonra
oldu.[3]
Katolik Kilisesi
lideri Papa Francesco, “ilk sahte haber
yaratıcısının Havva’yı yasak ağacın meyvesini yemeye ikna eden yılan olduğunu”
ifade ederek kavramın başlangıcına teolojik bir yorum getirmiştir. (Papa, 2018)
Yapılan bir
araştırmaya göre sosyal medya kullanıcılarının yalan haberleri paylaşma
ihtimali %70 daha fazladır ve yalan haber gerçek haberden 6 kat daha hızlı
yayılmaktadır (Vosoughi, Roy, Aral, 2018).
Yalan/yanlış,
bilgilerle oluşturulan sahte/yalan haberin yayılış hızının internet ve sosyal
ağlarla birlikte artış göstermesi ve bugün ki medyanın yapısal sorunlarının dışında,
özellikle siyasal alanda ortaya çıkan yeni eğilimler de siyasetçilerin
söylemlerinin kurumsal medyada sunulan haber ve bilgilerin şüpheli olması.
Haberlerdeki gerçeklik sorunlarını ve günümüz siyasetini nitelemek sahte/yalan
haberin önüne geçmek için kullanılan hakikat sonrası kavramını ve yalan haber,
sahte haber, doğruluk kontrolü, doğruluk kontrol merkezleri gibi kavramlar ön
plana çıkıp tartışılmaya başlatmıştır.
Doğruluk kontrol
merkezleri (fact-check/checking) kamuoyunda ilgi gören şüpheli haberlerin doğru
olup olmadığını, belirlemiş oldukları bir yöntemi izleyerek farklı kaynaklardan
bilgileri karşılaştırarak doğru bilgiye ulaşmayı ve kamuoyuyla bunu paylaşmayı
amaçlamaktadırlar. Ayrıca bu merkezler, haber kaynaklarının verdiği bilgileri,
siyasetçilerin konuşmalarını, kamuoyuna yapılan açıklamaların da doğruluğunu
ölçümlemektedirler.
“Doğruluk kontrol merkezlerinin dünyadaki gelişimine
bakıldığında sayılarının gün geçtikçe artış gösterdiği görülmektedir. 2014
yılında 44 girişimin olduğu doğruluk kontrolü merkezleri 2018 yılında 149’a
yükselmiştir.”
(Stencel, Griffin, 2018). Dünyada AP, AFP, Reuters, BBC
gibi pek çok büyük haber organizasyonu kendi kurumsal yapıları içinde doğruluk
kontrol merkezleri oluşturmuşlardır.
|
Haber Kaynaklarının
Dağılımı
|
||||||||||||
|
Haber Kaynakları
|
Haber Organisyonun Adı
|
|||||||||||
|
Milliyet
|
Hürriyet
|
Sabah
|
Habertürk
|
Sözcü
|
Toplam
|
|||||||
|
|
Sayı
|
% oran
|
Sayı
|
% oran
|
Sayı
|
% oran
|
Sayı
|
% oran
|
Sayı
|
% oran
|
Sayı
|
% oran
|
|
Siyasetçi
|
7
|
33,33
|
15
|
48,39
|
12
|
46,15
|
13
|
61,9
|
9
|
50
|
56
|
47,86
|
|
Akademi/Akademisyen
|
0
|
0
|
6
|
19,35
|
3
|
11,54
|
0
|
0
|
2
|
11,11
|
11
|
9,4
|
|
Gazeteci
|
2
|
9,52
|
0
|
0
|
2
|
7,69
|
1
|
4,76
|
0
|
0
|
5
|
4,27
|
|
Doğruluk kontrol
merkezleri
|
0
|
0
|
0
|
0
|
0
|
0
|
0
|
0
|
0
|
0
|
0
|
0
|
|
Teknoloji
şirketleri/yetkilileri
|
11
|
52,38
|
5
|
16,13
|
6
|
23,08
|
4
|
19,05
|
5
|
27,78
|
31
|
25,5
|
|
Medya
kuruluşları/yetkilileri
|
0
|
0
|
3
|
9,68
|
2
|
7,69
|
3
|
14,29
|
1
|
5,56
|
9
|
7,69
|
|
Diğer
|
1
|
4,76
|
2
|
6,45
|
1
|
3,85
|
0
|
0
|
1
|
5,56
|
5
|
4,27
|
|
Toplam
|
21
|
100
|
31
|
100
|
26
|
100
|
21
|
100
|
18
|
100
|
117
|
100
|
|
“Doğruluk Kontrol Merkezi” ve “Yalan Haber” Kavramlarına İlişkin
İçeriklerin Medyada Yansımasının Araştırılması
|
||||||||||||
|
Nihal Kocabay Şener Akdeniz İletişim dergisi Sayfa 370, 07 Ekim 2019
|
||||||||||||
Oxford
Üniversitesi Reuters Enstitüsü tarafından hazırlanan rapora göre %49 oranıyla
Türkiye en fazla yalan haberle karşılaşılan ülke olarak belirlenmiştir. (Newman
vd. 2018) “Hakikat sonrası” (post-truth) kavramının 2016 yılının
kelimesi seçilmesinden sonra Türkiye medyasının bu konuya olan ilgisizliğini
gördük. (Bakınız Tablo)
Gazetecilik
pratiği olarak görülebilecek olan bu merkezlerin sayıları dünyada gün geçtikçe
artış göstermektedir. O zaman Biz Türkiye’nin doğruluk kontrol merkezlerine[4]
ihtiyacı vardır diyebiliriz.
“Ana akım medyanın içinde bulunduğu güven krizini
aşmasının yollarından biri günümüzdeki yalan/sahte haber ve doğruluk kontrolü
tartışmalarını kendi lehine çevirerek bunu güven yenilemek için bir fırsata
dönüştürmesi gerekmektedir. Kitle medyası yalan/sahte haber ve doğruluk kontrol
merkezlerine ilişkin tartışmaları siyasi polemikler ve internet tröstleri olan
şirketlerin girişimleri ile çerçevelemiştir.” (Şener, 2018, s.
372)
Clay Johnson’a göre, “Bir kez bir şeye inanmaya başlayan insan, bu
inancı doğrulayacak bilgileri bilinçsiz bir biçimde ve genellikle de
doğruluğunu sorgulama ihtiyacı duymadan aramaya koyulur.”[5]
Öyle ki birey kendi düşüncesinden ve inançlarından farklı gerçeklere ulaşabilse
bile, bu bilgiler önceden inandığı yanlışların daha da güçlenmesini sağlar.
Birey sadece duymak istediği şeylerin söylenmesine izin vererek gerçeklikten
daha da uzaklaşır. Ayrıca bireyin yanlış kararlar vermesine ve yanlış
tercihlerde bulunmasına neden olur. Bu durum, insanlar arasında farklı
grupların oluşmasına, herkes mensup olduğu topluluğunun ya da grubun
“kabullendiği gerçekliğe” değer vermesine yol açar. Aşağıda açıklamaya
çalışacağım “yankı fanusu” olarak ifade ettiğimiz kavram tam olarak bu
noktada devreye girmektedir.
Yankı Fanusu
Orijinali
“echoc hamber” olan yankı odası kavramı düşünce ve inançların kapalı bir
sistem içerisinde iletişim ve tekrarlama faaliyetleri ile güçlendirildiği
durumları metaforik olarak ifade etmektedir ve bir sesin sürekli olarak
yankılanmaya devam ettiği kapalı ortam anlamına gelmektedir. Anlatılmak
istenen, bir fikrin sürekli olarak yankılandığı yani tekrarlandığı kapalı bir
düşünce ekosistemidir. Yankı fanusu; ortak özellikleri, zevkleri, ilgi alanları
ve benzer düşünceleri olan kişilerin oluşturduğu kapalı grupları ifade
etmektedir. Bu kapalı gruplar, aynı düşünceyi tekrarlıyor, zaman içinde
kalıplaşan bu düşünce ile aynı bakış açısının bir yankısı yaratılmış ve bir
kısır döngünün başlamasına yol açmış oluyor.
Sosyologlar,
insanlar yaşadığı yerden ve tamamen farklı olan, daha önce hiç tanımadığı,
dilini bile bilmediği çok uzaktaki bir yerleşim yerinde yaşamını devam ettirmek
zorunda kalsa, o insanlar o topluluk içinde kendi gibi düşünenlerle
yakınlaştığını ve diğerlerinden uzak durduğunu ifade etmektedirler. Benzer
şekilde yankı fanusu içindeki kişiler de kendi düşündüklerinin dışındaki tüm
görüşlerden uzaklaştıkları için farklılıklara yer vermezler, yalnızca kendi
düşündüklerine uyan yazıları, düşünceleri ve televizyon programlarını takip
etmeye başlarlar. Bu kapalı gruplar, yalnızca kendilerini onaylayan içeriklere
muhatap olarak kendi haklılıklarını doğrularlar ve bundan mutluluk duydukları
için de yaşadıkları toplumda kendi gibi düşünmeyenlerle farklı kutuplaşmayı
yaratırlar.
Bireyler,
kendi gibi düşünen topluluklarla, takip ettiği hesaplarla sosyal medyada
buluştuğu kişilerle bir araya gelerek herhangi bir gündem maddesi hakkında
kendisiyle aynı duyguları paylaşan aynı siyasi düşünce ve ideolojileri sürekli
olarak paylaşma eğilimi içerisine girmektedir. Kendi görüşüne yakın paylaşımlar
yapan kişileri, kendi yarattığı fanusun değer yargılarına aykırı olan
düşünceleri görmek hoşuna gitmediği için muhalif paylaşım yapanları kolayca
arkadaşlıktan çıkararak ya da onları takip etmeyi bırakarak onları bulunduğu
yankı odasından uzak tutmayı yeğler. Bu durum da insanlar, elinde gerçekleri
öğrenecek çok fazla enstrüman olmasına rağmen kendisine aykırı gelecek doğru
bilgiyle karşılaşmasını zevkle engelleyerek, sadece pasif bir alıcı olur. Çünkü
böylesi işine gelmektedir.
Ralph
Keyes, Hakikat sonrası çağ kitabında[6]
“…Post-truth[7] ile ilgili olarak öne çıkan politikacıların
dışında edebiyatçılar, akademisyenler, din adamları, gazeteciler ve benzerleri
topluma yalan söylemeyi ve yalanın kurumsallaşarak toplumsal bir kabul görmesi
konusunda en çok katkıyı bu insanlar yaptığını anlatmaktadır.” (2017) Sosyal
medyanın kendi algoritmaları da bireye sadece ilgi alanlarına özgü grupları
tavsiye ederek, yine aynı şekilde bireye uygun reklamlar çıkartarak yankı
odasının duvarlarını “saray kalesi” gibi kalınlaştırmaktadır. Böylece kendi
benimsediğine en yakın düşünce söz konusu olduğunda sayısız kez onaylatma şansı
yakalamaktadır. Sosyal medya ve online haberlerin yükselişi ile birlikte ortaya
çıkan “yankı fanusları”, o kapalı grubun hoşuna gidecek siyasi haberlerden
ibarettir. Bunların sonucun da toplum, giderek artan bir bilgi kirliliği ile
karşı karşıya kalır ve ne tür haberler tüketecekleri konusunda seçim yapmak
zorunda kalırlar. Bunların etkisiyle kutuplaşmanın yoğun olarak yaşandığı bu
dönemde, insanların büyük bir çoğunluğu, hali hazırda sahip oldukları
yanlışlıkları onaylayan ve bu görüşleri güçlendiren medya ve bilgi akış
kanallarını tercih etmesi veya bunlara yönlenmesi doğal görünebilir.
Ancak
akademik kaynaklar dikkatle incelendiğinde “yankı fanusları” sadece toplumun
çok küçük bir kısmının tecrübelerini yansıttığını ortaya koymaktadır. Yani, bir
konudaki iddianın aslında bizzat kendisi ironik bir biçimde bir tür “yankı
fanusları” etkisi ile gereğinden fazla abartılıp saptırılmaktadır. Özellikle
popüler medya “yankı fanusları” ve benzerlerinin yaygınlığının etkisiyle
ilgili, kapsamlı ve abartılı iddialarda bulunmaktadır. Aksine veriler ise bize
durumun sanıldığından çok daha dengeli olduğunu göstermektedir. Kontrollü
deneyler, bireylerin kendilerine yakın olan görüşleri, kendilerine yakın
olmayan görüşlere tercih ettiğini ortaya koymaktadır. Bu durum özellikle konu
siyaset olunca daha yaygın bir eğilim halini almaktadır. Ayrıca bu tür
çalışmalarda çoğunlukla bireyler filtrelenmiş bir medya diyeti uyguladıklarını
belirtmektedirler.
Durum böyle olunca sosyal medyayı
kullanan bireyler, büyük çoğunlukla yalnızca kendi görüşlerini destekleyen
düşünceleri ve yalnızca kendi inandığı fikirleri doğrulayan haberleri takip
ederek, özünde kendi söylediğinin yankısını dinlemekten öteye gidemiyor, karşı
görüşlerden haberdar olamıyor. Böylece sözde demokrasinin taşıyıcısı olan ve bu
yönüyle “yeni medya” olarak anılan sosyal medya, klasik televizyon
yayınlarından daha tek tipçi bir hâl alıyor.
Algılar ve
Gerçek Kitabımda (2019)
(…)Bugünlerde
“postmodern” toplumlarda, öfke ve nefret daha çok sosyal medyada görülmektedir.
Kişiler sosyal medyada, ötekilerine gerçek hayatta olduklarından daha fazla
nefret gösterebiliyor ve öfkeyle kendilerini ifade edebiliyorlar. Özellikle
sosyal medyadaki yorumları incelediğimizde, birbirlerini hiç tanımayan bu
tipteki kişilerin, haber ve yorumlarının altında birbirlerine nasıl nefretle
yaklaştıkları görülmektedir. Bu davranışların en önemli nedeni ise, Yazımın
Başında anlatmaya çalıştığım bilgisizlikten kaynaklı görüş ve düşünce
farklılıklarıdır. Kişi kendi dünya görüşünü, ötekileştirilenlere dayatmakta,
duymak ve görmek istemediğinden farklı bir şey duyduğunda, hemen saldırıya
geçmektedir. Bu tür prototipte dinci, milliyetçi, cinsiyetçi, ırkçı, sağcı,
solcu ve herhangi bir dünya görüşüne sahip insanların bazıları, bu tür
yorumlarda bulunabilirler. Burada, kişinin hangi dünya görüşüne sahip
olduğundan çok, hangi davranış biçimlerini benimsediğine bakmalıyız.
Bu
durum daha çok kişinin, dünya görüşüyle değil de kendi kişiliği ve dünyaya
bakış açısı ile ilgilidir. Bu yapıda olan kişiler sorgulamadan inanan, fanatik
bir şekilde kendi düşüncesi dışındaki tüm düşünceleri reddeden tiplerdir.
Böylesi zayıf kişilikte olan kişiler dünyadan kopuktur, kendi dünyalarında
yaşamaktadırlar. Evrendeki her gelişmeyi, kendi ideolojik sahte gerçekliğine ya
da inancıyla ilgili olduğunu zannederler. Bunu yapabilmek için kendisini
kandırmak zorundadır. Bu tür kişiliklerin,[8]
nesnel gerçeklik ile olan ilişkisi kopmuştur ve gerçeğe karşı yabancılaşmıştır.
Bu kişilerde Horney’in[9]
Çağımızın nevrotik kişiliği yazısında söz ettiği ego psikolojisindeki nevrotik
kişilik bulunabilir. Çünkü bu kişiler dünyanın en “doğru” düşüncelerine
kendisinin sahip olduğunu düşünmektedir. Bu nedenle, bu prototipteki kişiler,
düşüncelerini ortaya koyarken başkalarının düşüncelerine saygı göstermediğinin,
başkalarının haklarına tecavüz ettiğinin ve ne kadar saldırgan olduğunun
farkında değildirler. Bu tavır, kişiyi fanatizme kadar götürmektedir. Kendi
düşüncesinden başka bir düşünceyi, değil dinlemeye, duymaya bile asla tahammül
edemez. Bu prototipteki kişiler, kendi resmî ideolojisine aykırı düşüncelerle
karşılaştığında ve kendi ideolojik, entelektüel birikimi de bunların üstesinden
gelmesinde yetersiz kalıyorsa, o takdirde yapacağı tek şey, saldırı, küfür,
hakaret gibi “nefret, öfke ve yok etmeye programlanmış duygu ve saldırgan
davranışlar göstermeye başlarlar. Ya da ötekileri suçlayarak kendi düşünsel
zayıflığını bastırmakta ve bir anlamda kendisini rahatlatmaktadır. Öte yandan
kendi düşüncelerine daha da sıkı sarılmaktadır. Ayrıca bu kişiler, resmî
ideolojisine sızmaya çalışan nesnel gerçek düşünceyi “etkisiz hale getirmeye”
çalışarak, onu bastırma yoluna giderler. Kişi, resmî ideolojisiyle nesnel
gerçeklik arasındaki çelişkinin yarattığı düalizme karşı, onu bastırma, yok
sayma, görmezden gelme tavırlarını gösterir. Vigilanteler[10]
bu tipteki kişilerden oluşur. (s, 130-133)
Yankı odası kavramı, sosyal medyada sansürün olmadığı ve düşünce çeşitliliğinin maksimum
seviyede olduğu algısına getirilmiş en güçlü itirazlardan birisidir. Merkezi bir sansür olmadığı
doğrudur ancak oto sansürün merkezi sansürden daha katı bir biçimde işlediğini
kabul etmemiz gerekir.“Söylediğin yanlış
olabilir mi?” sorusuna dahi katlanamayan bireyler, sansürü bizzat kendi
kendisine uygulayarak karşı görüşlerin etkileşim havuzuna düşmesini bile
engellemektedirler. Sosyal medyada düşünce çeşitliliği olduğu iddia
edilmektedir ancak düşünceler arası etkileşim olmadığı için bir işe
yaramadığını hepimiz biliyoruz. Bu durum ise,
bireylerin sosyal medya hesaplarını aslında sürekli “sen haklısın, bak senin gibi düşünen kaç
kişi var, bak bu haber de seni doğruluyor, bak şu yorum da seni destekliyor,
senin düşüncen en iyi düşünce” telkininde bulunan bir hipnoz aracına dönüştürdü.
Sahip oldukları siyasi görüşler fark etmeksizin bireyler kendi düşünceleri tarafından zehirlendi. Sürekli
doğrulanan ve tekrarlanan öz düşüncesi marjinalleştirildi,
diğer düşüncelere karşı körleşti,
bireyin tüm yaşamını kaplamaya ve bir süre sonra ise gerçekle tamamen bağını
kopararak irrasyonelleşmeye başladı.
Psikolojik rahatsızlıkları da beraberinde getiren bu
esriklik hali ile insanlar empati, anlayış, karşı tarafı dinleme ve
makulü arama gibi kavramları tamamen terk ederek adeta robotlaştı ve yeniden
programlandı. Böyle oldukça
da insan kendi yazdıklarında ya da desteklediklerinde giderek saldırganlaşmaya
başladı ve nihayetinde ortaya toplu bir histeri hâli, bitmeyen bir yarış ve
gittikçe seviyesizleşen ve vasatlaşan bir
iletişim “kültürü” çıktı.
Aile ortamı, cemaatler, dernekler, kahvehane, siyasi
partiler ve benzerleri çok kolay bir şekilde yankı odaları haline gelebilir.
Fakat bu fiziksel yankı odalarının sanal yankı odalarından önemli bir farkı,
kendinize ait olmayan yankı odalarına yanlışlıkla adım atmanızın ya da içeride
yankılanan düşüncelerin ortalığa saçılmasının çok zor olmasıdır. Kamusal
alanlarda kulak misafiri olabileceğiniz diyaloglar yoluyla varlığını
sezebileceğiniz ve sizi şok edecek düşünceler, sanal ortamda çok daha kolay bir
şekilde dışarı sızabilmektedir. Somutlaştırmak
gerekirse, “Kansere tedavi bulundu ama ilaç firmalarının baskısı
nedeniyle bu açıklanmıyor,” “17 Ağustos 1999
depremi ABD'nin gizli silahıyla mı gerçekleştirildi?” “Dünyayı Yahudiler yönetiyor, biz aslında dünyanın en
güçlü ülkesiyiz.” “Cengiz Han Türk’tür.” “Lozan antlaşması 2023’te
bitecek.” “Konya’da gizli
uzay üssü var” gibi saçmalıklar, eskiden toplumun farklı kesimlerinin işgal
ettiği farklı alanlar ve bu alanlar da kesişimin nadirliği dolaysıyla özel
yankı odalarında kendi hallerinde yankılanmaya devam ederken, şimdilerde
arkasında müthiş bir özgüvene sahip bir “demagog’’ ve ‘’mitomani” ile birlikte,
her an karşınıza çıkabilmektedir.
Facebook’un haber ve medya ortaklıkları yöneticisi
Andy Mitchell, kendisine yöneltilen “Facebook’un kişilerin haber akışına
yaptığı editöryal müdahalenin nedeni” sorusuna “Böyle bir müdahalenin olmadığını söyleyen Mitchell: “Ne
göreceğinizi biz seçmiyoruz, siz seçiyorsunuz. Siz bize nelere
ilgi duyduğunuzu söylüyorsunuz, bizde size ilgi duyduğunuz şeyleri
gösteriyoruz” (Soydan, 2015) diye cevapladı.[11]
Doğrudan
insanların davranışlarını takip eden tablolar da televizyonda ciddi derecede
partizan veya ideolojik eğilimlerle yayın yapan medya kuruluşları halkının
büyük bir kısmına ulaşamadığını, televizyonun en çok izlendiği saatlerde bile haber
kanallarının izleyici sayısının da çok azaldığını görüyoruz. Fakat günlük
siyasi haber sitelerini takip edenlerin sayısı artışta, spor ve eğlence gibi
milyonlarca izleyiciye ulaşan programlar, siyasal içerikli programların
izleyici sayısından fazla olduğu görülmektedir.
Türkiye’de
televizyon haber tüketiminin yanı sıra günlük yazılı basına olan güven
%7,2’dir. Gazetelerin tirajının düşüklüğü ve gazetelere olan güvenin de iyice
azaldığı diğer bulgularla desteklenmektedir. 2018 araştırma bulguları,
katılımcıların %73,9’unun günlük olarak gazete okumadığını ortaya
koymaktadır.(Konda, 2019, s 20)
Science’de
05 Haziran 2015 tarihinde yayınlanan rapora göre, ‘sosyal medyanın yankı fanusları oluşturması yönündeki veriler
sınırlıdır. Toplumda bu platformlar üzerinden haber takip edenlerin oranı
abartılıyor. Örnek vermek gerekirse nüfusun sadece küçük bir kısmı Twitter
kullanıyor. Ayrıca, algoritmik kişiselleştirme ve bunun filtre balonları
oluşumuna etkisini incelemek de hiç kolay değil çünkü arama motorları ve sosyal
medya platformlarının verileri (algoritmalarının da olduğu gibi) tescillidir. Çalışmada ise Facebook
araştırmacıları, kullanıcılara kişisel tercihlerine uygun içerikler gösteren
haber bandı algoritmasının, farklı görüşlerdeki içerikleri kendilerini
muhafazakâr olarak tanımlayan kullanıcılar için %5, liberal olarak tanımlayan
kullanıcılar içinse %8 oranında azalttığını hesapladıklarını belirttiler. Oysa
kullanıcıların sadece %4’ü profillerin de siyasal tercihlerini belirtiyor ki
buda genellemeyi zorlaştırıyor. (Science,
s.1130-1132)
Wiley
online Library de American
Journal of Political yazılı makalede:
(…) Hoşumuza gitmese de “yankı fanusları” için gerçek
hayatta, sosyal medyada olduğundan daha fazla delil var. Yakın zamanda yapılan
bir çalışma gösterdi ki partizan medyayı takip etmeyen, ancak takip eden biri
ile fikir alışverişinde bulunanlar, tartışma sonucunda etkilenip benzer
görüşler ediniyorlar. Bu dolaylı etkinin homojen tartışma gruplarında yer alan
kişiler üzerindeki gücü, bilgi pekiştirme ile sosyal baskıyı birleştirdiği
için, medyanın doğrudan yaptığı etkiden bile daha fazla olabilir. Yankı
fanusları hikâyesinden hala çok tutuluyor? Bir sebebi kutuplaşmanın ve bu
eksendeki medya tüketiminin toplumun önemli bir kesimi arasında çok daha yaygın
olması siyasi olarak en aktif, en bilgili olanlar ve siyasetle en çok
uğraşanlar. Bu gruptakiler hem sanal dünyada hem de kamusal yaşamda orantısız biçim
de daha görünüyorlar…”[12]
Yukarıda bahsettiğim az sayıda takip edilen tv ve yazılı medyanın ekonomik
durumu da iyi değil”.[13]
Tüketilen
medyanın içeriği hala önemli, yankı fanusları yaygın olmasa bile, partizan
medya halen yanlış bilgi yayabilir ve bu, toplumun gözü önünde bulunan ve
dolayısıyla etkili olan bir kesimi arasında diğer partiye karşı düşmanlığın
artmasına neden olabilmektedir. Bu anlamda esas tehlike hepimizin değil,
aramızda siyasi olarak en aktif olup, sesi en çok duyulanların yankı
fanuslarında yaşamasıdır.
Post-truth’un,[14]
kamuoyu oluşturmada gerçeklerin az, kişisel inançların çok etkili olması.
Gerçektende insanlar artık mutlak gerçekle değil, kendi inandıkları gerçekle
daha fazla ilgileniyorlar. İnandıkları şeyin gerçek olmasını isteyip onu gerçek
kabul ediyorlar. Post-truth, tekrarlanan yanlışların kınanmadığı ve rutine
döndüğü durumları anlatmaktadır. Hatta yanlış olduğu kanıtlansa bile o yalan,
yeteri kadar tekrarlandığı için artık gerçek gibi kabul edilmektedir. Goebbels, “Yalan söyleyin, mutlaka inanan çıkacaktır. Olmazsa, yalana devam edin.
Bir şeyi ne kadar uzun süre tekrarlarsanız, insanlar ona o kadar fazla
inanırlar. Bir insana yalan olsa bile, bir söylemi sürekli tekrarlarsanız, o
söylemin nereden geldiğini unutur ve kendi fikri gibi benimser ve savunur.
Söylediğiniz yalan ne kadar büyük olursa o kadar etkili olur ve insanların o
yalana inanması da o kadar kolaylaşır, daha çabuk inanır. Amacımız doğruları
söylemek değil, insanları etkilemek...”[15]
Chomsky’nin[16]
ifadesiyle; “Devlet propagandası,
eğitimli sınıflar tarafından desteklendiği ve hiçbir sapmaya izin verilmediği
zaman büyük bir etki yaratabiliyor. Bu sayede insanların çoğu, devletin tüm
söylediklerinin doğru olduğunu sanmakta ve devletin yalanlarına karşı çıkanları
düşman görmektedir.”
Yukarıda
açıklamaya çalıştığım gibi, gerçek olmayan haberlerin ve bilgilerin
yaygınlaşması, toplumdaki bazı insanların zayıflığından kaynaklanmaktadır.
Günümüzde insanların düşünmeye vakti yok fakat internette sınırsız bilgi var,
bu bilgilerin gerçek olup olmadığını ayırt edemeyen bireyler, daha önceden
edindiği bilgilerinin sınırları içindeki kendilerine daha çekici gelen ve
duygusal taraflarına seslenen haberlere inanmaktadırlar.
Sosyal
medya, ticari pazarlamanın dışında, akademisyen, edebiyatçı, eleştirmen,
gazeteci ve siyasetçilerin kendilerini pazarlamaları için bulunmaz bir araç
olmuştur. Post-truth’tan çok fazla faydalanan siyasetçilerce sık sık
tekrarlanan cümleler ve açıklamalar taraftarlarınca hep hoşgörü ile
karşılanmaktadır.
İnsanların,
bilimselliğin ve aydınlanmanın ortaya çıkması ile birlikte gerçekleri, “veriler,” üzerinden karar verdiğine
dair bir inanç var. İnternetin sosyal medyada kullanılmaya başlamasıyla bu
inancın çöktüğünü ve artık insanların istatistiklere bakmadan karar
verebildiğini ve duygusal tepkilerin rasyonel düşüncenin önüne geçtiğini ifade
eden bir kavram haline geldiğini görmekteyiz.
Post-truth
kavramı, izole edilmiş bir medya
sistemidir ve sahte haber ile birlikte anılmaktadır. Son zamanlar
medyanın en temel özelliklerinden birisi, yalanlarının büyük ölçüde kabul
görmesidir. Çünkü sahte/yalan haberin alıcısı, doğru haberin alıcısından daha
fazladır. Sahte/yalan haber, “medyanın yaşamını” sürdürebilirliğinin vaz
geçilmez öğesi haline gelmiştir. Bu durumdan faydalanmak isteyen guruplar, medyanın
itibarsızlaştırılmasına destek çıkan popülist politikacılar kendilerine yakın
yatırımcıların aracılığıyla medyayı ele geçirerek, ortaya atıkları asılsız
iddialarla gündemi meşgul etmekte, ardından gerçek olmadığı ortaya çıksa bile
ilk haberi alanların çok azı gerçeği öğrenebilmektedir. Artık sahte/yalan
haberler ve kaynağı belli olmayan veriler, online kültürün bir parçası haline
gelmiştir.
“Haber, hegemonyayı elinde
bulunduranların ya da hegemonyayı ele geçirmek isteyenlerin, kendi ideolojik
görüşlerini toplumsal yaşam ve olaylar üzerinden topluma dayattıkları bir
görsel ve işitsel iletişim alanıdır.” (İnceoğlu, Çoban, 2016, sayfa 24)
Amerika’da
“yankı fanusları, sosyal medyada karşıt görüşlere maruz kalmak politik
kutuplaşmayı artırıyor mu, azaltıyor mu” adlı araştırmada: “kendini
demokrat veya cumhuriyetçi olarak tanımlayan Twitter kullanıcılarına, bir ay
boyunca karşıt görüşten kişilerin hesaplarını takip etmeleri ve onların yazdığı
tweetleri düzenli olarak okumaları istendi. Araştırma sonuçları, karşıt
fikirlerin takip edilmesine rağmen kutuplaşmanın arttığını ortaya koymaktadır.
Her iki grup üyeleri de muhalif düşüncenin kendi düşüncelerinde değişme
yaratmadığı gibi kendi düşüncelerine/ inançlarına daha sıkı bir şekilde
sarılmaya başladıklarını ifade etmişlerdir. Cumhuriyetçiler liberalleşmek
yerine daha da muhafazakâr; demokratlar ise daha da muhafazakârlaşmak yerine
daha da liberal olmuşlardır.
Christopher
Bail,[17]
“bizden farklı düşünen, farklı siyasi
görüşü olan bir kişinin sosyal medyada yazdıklarını gördüğümüzde “bu iletide/
mesajda aslında iyi noktalarda var diyemiyoruz…” ve “…karşıt görüşlere maruz kalınırsa insanların yumuşaması için bir fırsat
oluşur diye varsayıldı,” (Akbaş, 2018) demektedir. Öyle
anlaşılıyor ki bireyin zihniyeti, önceden edindiği bilgilerle hemen savunmaya
geçip muhalif düşüncenin haksız olduğuna dair nedenler ve kanıt üretmeye
başlamaktadır. Bireyi, kendi bakış açısına karşı ancak kendisi ikna edebilir. O
yüzden de politik muhaliflerimizden gelen argümanları anında reddedip baştan
inandığımız şeyde ne kadar da haklı olduğumuza daha fazla ikna oluyoruz ve o
şeye inanmak için daha da çok sebep buluyoruz.
Yankı Fanusu Sonrası
Algılar ve Gerçek Kitabımda (2019) (…) Bir anlamda insanlık tarihi,
gerçeği özgür usuyla araştıran ve yaşamın gerçekler üzerine kurulmasını
isteyenlerle, gerçeklerle yüzleşmek istemeyenler arasında geçen çatışmanın ve
savaşların tarihidir.”
Zincirlerini
kırmış aydınlar, çalışmalarının sonucunda, bilimselliği benimseyerek, tüm
dünyada özgürlük, eşitlik ve kardeşliğin gerçekleşeceği laik, hümanist ve
bilimsel tutumlu bir dünya insanlığının kurulması için çalışır. Her aydının
amacı, sarsılmaz bir kararlılıkla böyle bir evrensel gerçekliğe katılmak ve
katkıda bulunmak olmalıdır. Özgür aydın bilir ki “gerçek” yalnızca olmuş bitmiş
bir olgu değildir. Gerçek, olan, olmakta olan ve oluşturulacak olan bir
süreçtir. Bu nedenle, var olan gerçeklerden yola çıkarak, gerçekleştirilmesi
gerekenlere ulaşmanın araştırılması, us, bilimsel bilgi ve bilgeliğin ışığında,
dayanışmanın gücüyle, güzel bir yaşamın kurulması sorumluluk ve görevi
herkesten önce aydınların işi olduğudur (s.164)
O
zaman sosyal medyadaki resimlere ve okuduğumuz her şeye hemen inanmamalıyız.
Gerçekliğini sorgulayıp en azından basit birkaç yöntemle farklı kaynaklardan
doğru olup olmadığını kontrol etmeliyiz. İddianın kaynağı ne denli güvenilir?
Başka kaynaklarca doğrulanmış mı? Bu iddianın aksini kanıtlamaya çalışan oldu
mu? Yalnızca bu iddiayı destekleyici kanıtlar mı araştırıldı? Kanıtların büyük
kısmı, iddia sahibinin vardığı sonucu mu yoksa bir başka sonucu mu gösteriyor?
Sahte/yalan
haberlerin bir parçası olursak siyasetçilerin içinden bir lider çıkar. Sokak
dili ve davranışı kullanarak, kendi görüşlerini sokaktaki kişinin görüşü gibi
vererek, uygulamalarını, sokaktaki adamın “sağduyusu” tarafından destekletir.
Yapacağı
propagandalarının amacı kitleleri sorgusuz
inandırarak, harekete geçmesini sağlamak için,
fikrini anlatırken kara propaganda diliyle kutuplaşma yaratır. Olayları,
insanları ve fikirleri siyah-beyaz uçlar da anlatabilir. Bu tip liderlerin
dilinde gri renk yoktur, halkın özgürce
seçimini engelleyip korkularını, endişelerini pompalayarak sağlıklı karar
vermesini engellemek ister ve halkı bir tarafı seçmeye zorlar. Halktan “ya hep
ya hiç” şeklinde bir seçim yapmasını isteyerek kara propagandasını yapar. Dost
ve düşman yaratır. Halkın seçimini dosttan yana yapmasını ister. Halkı seçim
yapmaya zorlayarak, kendisinden yana olmayanların düşmandan yana olduğu bir
sonucunu halka dayatır.
Hele
Bonapartist tipi
liderlerin, kendi katı, esnemez ideolojisine uymayanları yok etmekte hiç
acıması yoktur. Gerilim yaratarak, gerilimden beslenip şiddet uygulayarak
varlığını devam ettirir. Muhalefete
ve halka şiddet uygulamasına rahatlıkla “-
burası hukuk devleti yaptıklarımız yasalar çerçevesinde söyler.”Ancak halk
veya bireyin muhalefetini ve protesto gösterilerini kanuna karşı gelmek,
yaptıkları da terör eylemi sayar. Lider, düşüncelerinin ve uygulamalarının itiraz edileceğini kesin olarak bilindiği
durum varsa ki vardır yani olacaktır. O zaman bu planın uygulayıcılarını
eylemli olarak hayata geçirmelerine fırsat vermeden onları provoke edip
hazırlıksız halde, suçlu konumuna düşürüp daha kolay “ezip geçmeyi” tercih eder. “Ya
bizim attığımız adımları herkes sessizce kabul eder ya da itiraz edecek olan
olursa biz onları ezer geçeriz.” Düşüncesiyle Lider hiçbir kanıt göstermeden, “kendi fikrinin büyük çoğunluk tarafından benimsendiğini” herkesin
benzer düşüncede olduğunu” iddia eder. Ve halkı buna benzer bir seçim
yapmaya iter. Halkın içindeki R-Kompleks ve “sürü psikolojisine” hitap ederek gerçeği
bilenleri de etki altına aldığı herkes gibi düşünmesini ister. Böylece, fikirlerin tartışılmadan kabul edilmesini
sağlar, bu tip lider çok iyi bilir ki halk, karşıt görüşleri okumaz, düşünmez,
tartışmaz. Halk, geçmişe veya geleceğe değil, sadece o
ana bakar. Halk, olayların küresel ilişkisine değil sadece yakın çevrelerine
bakar.
Toplum
içinde düşmanlık yaratarak, kara propagandasıyla halka zarar verir. Lider
siyah/beyaz bir kutuplaşma yaratarak, halkın “düşmana” karşı bir seçim yapmasını
ister. Arka arkaya yaptığı konuşmalarla seçmenleri hipnotize eder,
onları öfkesiyle coşturur ve yapabilecekleri şeylerin düşünü kurmalarını sağlar.
Bireyleri
ve halkı korkuyla susturduğu için, kendi tarafına çekmiş olduğunu zanneder. Sonra iktidar sarhoşluğu içinde,
öylesine bir güç zehirlenmesi yaşar. Fakat halkın büyük
bir kısmı, o liderin politikaları ile bir
yıkım dönemine neden olacak bir rotaya girdiklerini fark edemediği gibi, liderin
haklı olduğunu düşünür, lideri de kendini
eleştirenlerle dalga geçer. Kendisi
gibi düşünmeyeni vatan haini, terörist, darbeci ilan eder. Farklı sesten, muhalif
düşünceden, eleştirel düşünceden ve özgür akıldan
nefret eder. Lider böyle olunca, mahkemeler de lidere ayak uydurur ve lidere
biat eden tek sesli bir toplum oluşmasına katkı sağlar. Lider anayasayı çiğner.
Tarafsızlığını ayaklar altına alır ve güçler ayrılığını katleder, özgürlüğü hiçe sayar ama
umurunda bile olmaz.
Bunlar olur mu? Olur. O zaman, tüm bunların bir
süjesi ve yalan haberlerin bir parçası olmamak, sürekli eleştiren ve
sorgulayan zihin yapısına sahip olmaktan geçiyor. Düşüncenin her korkudan azat
olduğu özgür ve demokratik bir toplumu, ancak ideolojilerin prangalarından
kurtulmuş ve aklı özgürleşmiş bireylerin oluşturacağını unutmayalım
ve sözlerimizi Tagore’nin şu meşhur sözleriyle bitirelim:
“Düşüncenin her korkudan âzâd olduğu bir ülke,
Bir ülke ki insanları dimdik,
Dünya duvarlarla bölünmemiş,
Kelimeler gönlün derinliklerinden fışkırır,
Emek kemale uzatır kollarını,
Aklın ırmağı alışkanlıkların karanlık çölünde kuruyup gitmemiş,
Ne olurdu Tanrım! Benim yurdum da böyle bir ülke olsa!”
Diyarbakır 23 Aralık 2019 Mustafa Nesim Sevinç
Kaynaklar
· Akbaş
M. Karar Gazetesi Kadir Yankı Fanusunu Kıralım mı 10.12.2018
· Andrew
Guess Çeviri: Beril Bulat. Araştırma: Andrew Guess, Brendan Nyhan, Benjamin
Lyons, Jason Reifler.
· Ansiklopedi
Britannica https://www.britannica.com/biography/John-Herschel
· BBC
News Türkçe 24 Ocak 2018 https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-42808373
· Bütün
Dünya Dergisi 2019 Ağustos
· Dostoyevski,(2006), Suç ve Ceza, İş bankası kültür, İstanbul
· Fromm E.(1987)
İtaatsizlik Üzerine Denemeler, Çeviri Ayşe Sayın, Yaparak, İstanbul.
· Horney K.(2011) Okuma
günlükleri: çağımızın nevrotik kişiliği
· https://en.wikipedia.org/wiki/Great_Moon_Hoax
· https://www.1843magazine.com/technology/rewind/the-true-history-of-fake-news
· İnternette
doğru ve yanlış haberlerin yayılması Science 9 Mart 2018 Soroush Vosoughi, Deb Roy,
Sinan Aral, https://science.sciencemag.org/content/359/6380/1146
· Keyes
Ralph (2017) Hakikat sonrası çağ, Çeviren Deniz Özçetin Delidolu
· Kocabay
N, Akdeniz Ş.(2018) İletişim Dergisi Doğruluk Kontrol Merkezi” ve “Yalan Haber”
Kavramlarına İlişkin İçeriklerin Medyada Yansımasının Araştırılması
· Konda
medya raporu Televizyonla Değişen Algılar, Sosyal Medyanın Yükselişi ve 10
Yıllık Medya Serüvenimiz, 2008 - 2018, Kasım 2019
http://konda.com.tr/wp-content/uploads/2019/12/KONDA_MedyaRaporu_HT2018.pdf
· Science Cilt 348, Sayı 6239, sayfa 1130-1132,
https://science.sciencemag.org/content/348/6239/1130
· Sevinç M. N.(2019) Algılar ve Gerçek, kafe kültür
· Soydan M. Yankı Odaları, Filtre Balonları ve Düşünce
Ekosistemleri
https://medium.com/@mrsoydan90/yank%C4%B1-odalar%C4%B1-filtre-balonlar%C4%B1-ve-d%C3%BC%C5%9F%C3%BCnce-ekosistemleri-a3556a99297e
· Türkali
V. Akıllarda yer eden 10 unutulmaz cümlesiyle Birgün 29.08.2016
https://www.birgun.net/haber/akillarda-yer-eden-10-unutulmaz-cumlesiyle-vedat-turkali-126083
· Wiley online Library American
Journal of Political Science James N. Druckman, Matthew S. Levendusky, Audrey Mc
Lain 08.08.2017, https://onlinelibrary.wiley.com/doi/abs/10.1111/ajps.12325
[3] Sahte haberlerin
gerçek tarihi Tom Standage The Economist
1843 magazin https://www.1843magazine.com/technology/rewind/the-true-history-of-fake-news
[4] Yeter sayıda
olmamakla birlikte Türkiye’de de ciddi anlamda faaliyet gösteren doğruluk
kontrol merkezleri bulunmaktadır. Doğruluk kontrolü yapan oluşumları şöyle
sıralayabilmek mümkündür: Teyit.org, Doğruluk Payı, Malumatfuruş, Fact-checking
Turkey. Bu oluşumlar birbirlerinden farklı doğrulama konuları üzerine
eğilmişlerdir. Teyit.org özellikle sosyal medyada yaygınlaşan şüpheli haberler
üzerine yoğunlaşmaktadır. Doğruluk Payı, siyasetçilerin konuşmalarını
doğrulukları açısından analiz etmektedir. Malumatfuruş, köşe yazarlarının
üretmiş oldukları içerikleri doğruluklarını araştırmaktadır. Fact checking Turkey
ise küresel medyada yer alan haberleri izleyerek Türkiye aleyhine yer alan
haberler için düzeltmeler yapmaktadır.
[5] ABD’de, önde gelen ulusal kampanyalarda rol
oynayan eski bir demokratik teknoloji uzmanı teknoloji yazarı Clay Johnson.
[6] Keyes kitabında,
politika ve yaşam tespitleri, biz neden yalan söylüyoruz? Dürüstlük nasıl
çöktü, yalan nasıl yükseldi? konularını detaylı anlatıyor.
[7] Gerçek ötesi
[8]
Karen Horney, çağın nevrotik kişiliğini anlatırken, bu tavırları ve eğilimleri
sınıflandırır ve şöyle der. “Birine karşı
çıkma, saldırıda bulunma, küçük düşürecek sözler söyleme, başkasının hakkı olan
bir şeye el uzatma ya da herhangi bir düşmanca davranışta bulunma gibi
davranışları anlıyorum. Birincisi saldırgan olma, başkalarına karışma ve söz
geçirme, çok şey isteme, emretme, aldatma, kusur
bulma eğilimi olarak görünür. Bu gibi tavırları benimsemiş olan kimseler, bazen
saldırgan olduklarını fark etmekle birlikte, çoğu zaman bu durumdan büsbütün
habersizdirler, gerçekten saldırgan oldukları ve başkalarına zorla bir şeyler
kabul ettirmeye çalıştıkları halde, sübjektif yönden kendilerini dürüst bir
insan, yalnızca fikrini söyleyen ya da isteklerinde ölçülü olan bir insan
olarak görürler.”
[9] Karen Horney Alman kökenli
Amerikalı psikanalist. 16 Eylül-4 Aralık 1952 Neo Freud’yen bir ekolün “ego
psikolojisinin” temsilcisi olmuştur (Okuma günlükleri: çağımızın nevrotik
kişiliği, 2011). Freud’dan farklı olarak kişiliğin ve nevrozun oluşumunda
biyolojinin ve dürtüsel güçlerin etkilerinden çok kültürel etmenler üzerinde durur.
Modern psikanalistler arasında yer alır. İlk kadın kuramcı olarak tarihe
geçmiştir. İlk feministlerdendir.
[10] Vigilanteler, sistemin ve
yasaların toplumun huzurunu korumada yetersiz kaldığı savına sığınarak, yetkisi
olmadığı halde kaba güce ve silaha sarılıp asayişi ve düzeni korumaya kalkışan
kişi veya gruplar.
[11] Facebook’un
Haber ve Medya Ortaklıkları Yöneticisi Andy Mitchell, 2015 yılında İtalya’da
katıldığı Uluslararası Gazetecilik Festivali’nde kendisine yöneltilen soruları
yanıtladı. Bu sorulardan biri de Facebook’un kişilerin haber akışına yaptığı
editöryal müdahaleydi. Yankı Odaları, Filtre Balonları ve
Düşünce Ekosistemleri Murat Soydan https://medium.com/@mrsoydan90/yank%C4%B1-odalar%C4%B1-filtre-balonlar%C4%B1-ve-d%C3%BC%C5%9F%C3%BCnce-ekosistemleri-a3556a99297e
[12]
Wiley online Library American
Journal of Political Science James N. Druckman, Matthew S.
Levendusky,
Audrey Mc Lain 08.08.2017.
[13]
Andrew
Guess Çeviri: Beril Bulat. Araştırma: Andrew
Guess, Brendan Nyhan, Benjamin Lyons, Jason Reifler.
[14]
Oxford Dictionaries, İngilizcede 2016 yılının kelimesi olarak post-truth’u
seçti. Türkçeye gerçek-ötesi, gerçek-sonrası ya da post-olgusal şeklinde
çevirmek mümkün. Post-truth kavramı bu güncel anlamında ilk kez 1992 yılında,
Sırp asıllı Amerikalı Oyun Yazarı Steve
Tesich’in The Nation
dergisinde yayınlanan yazısında geçiyor.
[15] Konuşmanın devamı “…Hıristiyanlığın bu kadar etkili olmasının
sebebi 2000 yıldır aynı şeyi söylüyor olmasıdır. Hıristiyanlık bugün ne anlama
geliyor? Nasyonal sosyalizm bir dindir. Bir gün, yakında, nasyonal sosyalizm
tüm Almanların dini olacaktır (16 Ekim 1928). Kapitalizm tamamen bir Yahudi
sistemidir. Bizler sosyalistiz, ama Marksizm’e karşıyız. Sosyalizmi,
Marksizm’den ibaret sananlar bizi sosyalist olmamakla suçluyor. Oysaki
kapitalizm ve Marksizm aynıdır, Yahudi’ye hizmet eder. Nasyonal sosyalizm ise
insanımıza hizmet eder…”
[16] Avram Noam Chomsky Amerikan
aktivist, dil bilimci, filozof, mantıkçı, siyasi eleştirmen, tarihçi ve yazar.
[17] Christopher Bail, Duke Üniversitesi’nin Kutuplaşma
Laboratuarı yöneticisi. Bu araştırmanın yürütücülerinden