07 Ocak 2020

Siyasi Partilerden Talebim


Siyasi Partilerden Talebim

Istakoz ve Toplum Yazımda, (…) İktidarların zorlayıcı etmenlerle sistem kurma aşamasında, en sık yapılan hata, iktidarın üst yönetiminin kurulacak sistemi, insan üzerine kurgulama girişimidir. Oysa insan her biri birbirinden farklı, çok fazla değişkene sahip bir varlıktır. Durum böyleyken insan üzerine kurgulanan sistem, kurgu için baz alınan insan gittiğinde çökecektir. Oysa sistem insan değişse de güçlü bir şekilde, iktidarı ayakta tutabilmelidir. Sistem bir kez inşa edildiğinde, ihtiyaç durumunda geliştirilerek, revize edilerek ana yapıyı daima korur. Sistemde her sorunun bir cevabı vardır, cevabı olmayan sorulara nasıl cevap bulunacağı da. Sistemin ihtiyaç duyduğu niteliklere uygun her çalışan da, sistemin ihtiyacı olanı verecektir. Sisteme uygun insan, insana uygun sistemi her koşulda alt eder. (Sevinç 2010)

Mevcut ve yeni kurulacak siyasi partiler de “verilecek makama göre insan” veya “söyleneni yapacak insan” arayışı yerine “iyi ve doğru sistem” arayışı var mı? Eğer yoksa bu partiler, siyasi kurumlarını iyi bir geleceğe taşıyamazlar. Çünkü doğru ve sürdürülebilir başarılı sistemleri nitelikli siyasiler ve en iyi ekipler sağlayacaktır. Bu nedenle nitelikli siyasetçiler, ekip çalışmasına önem vererek çalışmalı.
Yaşanacak kriz öncesi siyasi partiler krize karşı önlem aldırırsa ve bu ekip ile politikalarını ayaklarını yere basar hale getirirse, Politikalarını gelecek nesillere aktarabilir. Siyasi partilerin en önemli yaşam amacı bu olmalıdır.
Siyasi partiler niteliğe, insana, ekibe ve sisteme önem vermelidir. Günü kurtaracak çözümleri öneren; kendinden başkasına güvenmeyen; iletişimi zayıf, ekibini bezdiren, koltuğunu kaybetmekten korkan ve sadece çizilen çerçevede işleri yürütmek için her şeyi kendinde toplayarak verimsizce gece gündüz çalışan siyasileri, bu zor dönemlerde kullanmaya devam etmemeli.
Siyasi ekibin içerisinde sürekli şikayet eden, içine kapanık suya sabuna dokunmayan, sorumluluk almayan, “aman bana ne bu benim işim değil” diyen, fikrini hiç bir ortamda söylemeyen, işten çok dedikoduya zaman ayıran ve bireysel hareket eden ekip üyelerine anlayış göstermeyen. İyi ve doğru bir sistem de hem bu tür ekip üyelerine, hem de günü kurtarmaya yönelik çalışan yöneticilere yer olmamalı. Ölçülebilir, anlık istatistik'i verilere ulaşılabilir, halka fark ve değer yaratacak sistemleri kurarak hız ve şeffaflık yaratan siyasiler partilerini ileriye taşır. Bu tip siyasilerde ki başarının bir kaynağı da ekip çalışmasındaki başarısıdır. Krizler değişim için, kabuğundan çıkıp yenilenmek için fırsattır.

4 Ocak 2020 Diyarbakır

Mustafa Nesim Sevinç

Istakoz ve Toplum


Istakoz ve Toplum

Istakozlar denizlerde ve okyanuslarda yaşayan, yumuşak pelte kıvamında bir vücuda sahip, kırılması zor ve hiç genişlemeyen kabuklarının içinde uzun süre yaşayabilen enteresan deniz canlılarından biridir. Istakozlar yaşadıkları sürece büyümeye devam edip çok büyük boyutlara ulaşabilirler. Büyüme sürecinde sürekli vücutlarını yenileyebildikleri için yaşlanma belirtisi de göstermezler.
Istakozların vücutları ile kabukları farklı gelişim gösterir, şöyle ki ıstakoz belli bir büyüklüğe ulaştığında, onu tehlikelerden ve başka hayvanlar tarafından av olmasına karşı koruyan dış kabuğu aynı oranda büyüyüp genişlemez.
Istakozun vücudu büyürken, kabukları aynı oranda genişlemediği için vücudundan küçük kalan kabuklar kendisini rahatsız etmeye başlar. Bu aşamada kendini yoğun baskı ve stres altında hisseden ıstakoz, eski kabuğunu büyüyen vücuduna uygun kabuk ile değiştirmek ve dışarıdan gelecek tehlikelere, başka hayvanlar tarafından av olma riskine karşın bir kaya bulup o kayanın altına saklanır. Burada çok zor koşullarda, kabuğunu kırmak için mücadele veren ıstakoz, uzun çabalar sonrası kabuğunu kırıp dışarı çıkıp bir süre sonra kendine uygun büyük yeni bir kabuk oluşturup rahatlar. Daha sonra ıstakoz zaman içinde biraz daha büyür,  değiştirdiği kabuğu yine küçük kalır ve onu tekrar rahatsız etmeye başlar, tekrar risk alır ve kabuğundan çıkarak tekrar daha büyük bir kabuk oluşturur. Bu işlemi yaşamı boyunca birçok kez tekrar eder.
Istakozun gelişmesi için gereken tek uyarı kabuğun daralması ile gelen rahatsızlık hissidir. Bu da yeni kabuğunu oluşturmaktan asla vazgeçmemesini sağlar.
Norveçli bilim adamları, omurgasız canlıların acıyı, hissetmediklerini tespit ederler ve Aberdeen Üniversitesinden su ürünleri biyoloğu Peter Fraser ise, ıstakoz ve yengeç gibi omurgasızların sinirlerinin insandaki sinirlerle kıyaslandığında yok denecek kadar az olduğunu ve omurgasızların bu basit sinir sistemleri yüzünden acı hissetmediklerini söyler. Yani ıstakozların ve yengeçlerin sıcak suda kaynatılırken acı hissetmediklerini savunan araştırmacılar, balık avlarken oltanın iğnesine takılan solucanların da acıyı hissetmediklerini ileri sürdüler.
Ayrıca ıstakozlar ve diğer kabuklular, kendilerinde doğal olarak bulunan zararlı bakteriler içerirler. Istakoz öldüğünde bu bakteri hızla çoğalıp pişirilmeyle yok edilemeyecek toksinler salabilir. Bu sebepten dolayı zehirlenmemek için canlı olarak pişirilirler.
Bir an insanları ıstakoza benzetip imgeleyelim.
Istakozlar vücudu büyüyor ama onu tehlikelerden koruyan kabuğu aynı oranda büyümediği gibi, toplumdaki İdare edilen bireyler (halk) düne göre gelişiyor dünyadaki şartlara ayak uydurmaya çalışırken, onu idare edenler (iktidar) bireye denk kendilerini geliştirmeyip için yetersiz kalınca bireylerde, ıstakozun tek uyarısı olan daralma rahatsızlığının aynısını hissetmeyecek mi? Hissedecek. Kabuğunun baskısı altında kalan ıstakozun kabuğundan kurtulmaya çalıştığı gibi, onlarda iktidardan kurtulmayı düşünmeyecek mi? Düşünecek. Istakoz gibi ondan kurtulmak için ve tehlikelerden korunmak için kaya yani faklı bir şey aramayacak mı? Arayacak. Bulduğunu zannettiği kendisini haklarını koruyacağına inandığı yeni politikalar oluşturan iktidarla bir süre daha yaşayacak o da yetersiz kalınca yenisini arayıp oluşturacak. Bu böyle devam edecek.
Fakat ıstakoz kabuğunun güvenli ortamını terk etmeseydi hiç gelişmeyecekti. Peki toplumlarda gelişmek için neyi terk edecek!
Psikiyatrist Dr. Twerski “Baskı anları gelişme zamanının geldiğinin sinyalini verir. Istakoz eğer bir doktora gitseydi bu gelişimi gösteremezdi.”[1] idare edenler tarafından uygulanan baskılar da bireylere ilaçlarla çözülemeyecek değişim zamanının geldiğinin doğal sinyalini yani hissini verir. Toplumun idare edilen bireyleri, baskı altındayken doğru karar vermeleri, mücadele etmeleri, büyümelerini durduran olumsuzlukları değiştirmeleri, bireyi koruyan yeni sistem oluşturmaları, ıstakozun kaya dibinde zor şartlar altında kendine uygun oluşturduğu yeni kabuk kadar kolay değildir.
Istakozun oluşturduğu yeni kabuk nasıl zor şartlar altında oluyorsa, toplumun büyümesine rağmen yerinde sayan idare edenler (iktidar) topluluğun içerisinde başlayan rahatsızlıklar onları da değişim sürecine zorlar. Yani değişen koşullar, idare edenlerin varlıklarındaki artışlar ve benzerleri, idare edenleri var olan halinden farklı bir boyuta taşıması sonucunda, tartışmasız olarak içeride ve dışarıda rahatsızlık dönemi başlatır. Bu rahatsızlık yoğun bir şekilde var olan yapının değiştirilerek, büyümeye uyumlu hale getirilmesi için zorlar. Tabii ki her yer de iktidar bu mesajı doğru olarak algılamaz. Algılamasa da bu rahatsızlığın varlığı kendini her şekilde hissettirir.
İktidarlar bu sürecin zorluğu çoğu zaman, süreci ötelemekle aşmaya çalışılırlar. Ötelemek ise sadece rahatsızlık sürecini daha da rahatsız bir boyuta taşır. Bu öteleme ıstakozda olsaydı ıstakoz ölürdü. Keyfi yerinde hiçbir iktidar, gelecek riskleri görse de değişmek gibi zorlayıcı ve sancılı bir durumun içine girmek istemez. Ancak organizasyonun keyfi kaçtıysa süreç ona iki seçenek tanır; Istakoz gibi kabuğunu değiştirmek ya da yok olmak…
İlk değişim ihtiyacında mesajı doğru olarak alan iktidarlar için zorlu bir süreç başlar. Çünkü yeni yönetim sistemini kurmalıdır. Yeni yönetim sisteminin kurulması ise iktidarın kendi içinde “Hadi biz kendi bakış açımız ile destek almadan sistem kuralım!” diyebileceği kadar kolay bir süreç değildir. Çünkü yönetim sistemi esasta belirli dinamikleri olan, bu dinamiklerin her iktidar özel olarak düzenleneceği, özel bir çalışmayı gerekir.
İktidarların zorlayıcı etmenlerle sistem kurma aşamasında, en sık yapılan hata, iktidarın üst yönetiminin kurulacak sistemi, insan üzerine kurgulama girişimidir. Oysa insan her biri birbirinden farklı, çok fazla değişkene sahip bir varlıktır. Durum böyleyken insan üzerine kurgulanan sistem, kurgu için baz alınan insan gittiğinde çökecektir. Oysa sistem insan değişse de güçlü bir şekilde, iktidarı ayakta tutabilmelidir. Sistem bir kez inşa edildiğinde, ihtiyaç durumunda geliştirilerek, revize edilerek ana yapıyı daima korur. Sistemde her sorunun bir cevabı vardır, cevabı olmayan sorulara nasıl cevap bulunacağı da. Sistemin ihtiyaç duyduğu niteliklere uygun her çalışan da, sistemin ihtiyacı olanı verecektir. Sisteme uygun insan, insana uygun sistemi her koşulda alt eder.
 “Biz farkında olsak da olmasak da,” doğanın her yerinde ıstakozun yaşamı gibi örneklerle doludur. Bize düşen ise onun temel dinamiklerini, doğa gibi sistemi içinde barındıran mekanizmaları izleyerek, değerlendirerek, uyarlayarak uygulamaya almaktır.
Toplumdaki bireylerin ıstakozların acıyı hissetmedikleri gibi olumsuzluklarda “Biz insanlar çilelerimizle ayakta kalmayı başarabiliriz. Ve bundan da böbürleniriz” demiş, İlk çağ filozofları. Talmud’da geçen; “Kendime destek olmazsam kim olacak? Sadece kendime destek olacaksam, ben neyim? Şimdi değilse ne zaman?”
Toplumlarda ıstakoz gibi, Kabuğunun dar geldiği, değişim ile yüzleşmek zorunda kaldığında, değişim için o kabuğu kırarken çok acı çekerler… Kabuk değiştirme aşamasında bir ıstakozdan daha fazla acı çeker. Bazen de ıstakozların doğası gereği saklandığı o kayanın dibini bulamayıp ölebilirler. Ölürken ıstakozlar gibi zehirlerini bırakabilirler.
1 Ocak 2020 Diyarbakır

Mustafa Nesim sevinç



[1] Istakoz eğer bir doktora gitseydi bu gelişimi gösteremezdi.’’(Twerski bu söylerken doktorun ıstakoza vereceği iki ilacın ismini veriyor.)


03 Ocak 2020

Cipolla’nın Aptalları


Cipolla’nın Aptalları

Carlo Cipolla[1] 1988’de yayınlanan “Hızlıca, ama fazla hızlı değil” (Allegro ma non troppo) adlı kitabının[2] ikinci bölümü 72-87 sayfalarında aptallığın yasalarını anlatır.
Her toplumda genetik aptallık oranı %2 imiş. Okumuş, okumamış, zengin fakir, köyde kentte, üniversitede, ilkokulda, sarayda, zengin bir büroda ve eğitimde bu ortalamayı değiştirmiyor.
Aynı giysileri giyip aynı işleri yaptıkça ve aynı yerleşim yerlerinde yaşadıkça aptalla akıllıyı ayırmak olanaksızdır. Aristo’nun ‘sosyal hayvanlar’ kategorisinden etkilenen Cipolla, “Saflar, zekiler, haydutlar, aptallar.” Diye insanları dört sınıfa ayırıp aptal insanlara ilişkin aşağıdaki temel yasalarla tanımlamış:

·  Çevremizde her zaman tahmin ettiğimizden daha fazla aptal vardır.
·  Aptallık, kişinin herhangi bir başka karakter özelliğinden bağımsızdır.
·  Bir aptalın çevresine zarar verme olasılığı hiyerarşi içindeki yerinin yüksekliği ile doğrudan orantılıdır.
·  Aptal bir yaratık, en umulmadık zaman ve yerde, nedensiz ve belirli bir planı olmadan karşınıza çıkar.
·  Aptalların eylemleri mantık kurallarına uymadığı için mantıkla karşılık vermek mümkün değildir.
·  Aptal olmayanlar her zaman aptalların zarar potansiyelini küçümserler. Aptallarla ilişki kurmanın kendilerini büyük bir yanlışa sürükleyeceğini unuturlar.
·  Aptal insan, var olan en tehlikeli insan türüdür. Kusursuz bir haydudun eylemi bile toplumu fakirleştirmez ama Aptallar işin içine girince tüm toplum yoksullaşır.
·  Geri kalmış toplumda, aptallara toplumun öbür üyelerinden daha etkin olma olanağı tanınmıştır.

Cipolla’ya göre, aptalın beynindeki genetik ve görünüşte zararsız yozlaşma, insanlara pahalıya mal olmuştur. Schiller’de “bir aptalın kendi varlığının bilincinden haberi olmamasından kaynaklandığını anlatarak, aptallara karşı Tanrının boşuna uğraştığını,” söyler.

2 Ocak 2020 Diyarbakır

Mustafa Nesim Sevinç


[1] Ünlü bir İtalyan ekonomi tarihçisi
[2] Kitap tarihe yön veren basit ama komik bazı olayları irdeleyerek klinik araştırmaların sonuçları ve kendisinin tarihi araştırmalarına dayanan ilginç bir toplumsal analizdir.

Biliniz ki Devlet

  Ünlü hukukçu ve fıkıh uzmanı. El-Maverdi 972-1058 arası yaşamıştır ve Alboacen olarak da bilinmektedir. şöyle der:   “…Biliniz ki devl...