İnsanda sevilmek kadar sihirli etki bırakan bir şey yoktur.
Seni, sizi, halkımı, kentimi, çevreyi, insanları vb. seviyorum en
çok duyduğumuz sözlerdendir. Başkası tarafından sevildiğini duymak bizi mutlu
eder, önemli olan sevildiğini hissetmektir. “Sevgi” denildiğinde genellikle
akla ilk önce, iki karşı cins arasındaki duygusallık gelmektedir.
Merak ederim, Sevmek “karşımızdakine
mi yoksa kendimize mi sevgi duymamızdan kaynaklanıyor?” Sevgi sözcüğünü
incelediğimizde, bizi “aşk[2]” tanımına götürürse de sevginin
tam anlamıyla tanımlanamayacağını düşünülmekte olduğu görüyoruz. Genel olarak, hoşa
giden bir şeye eğilim (yöneldiği hedefe); tutkuya dek varabilen bir ruh durumu.
(sevgiliye, çocuğa, aileye, kardeşe, Allah’a[3], Bir nedene dayandırılamayan
duygudaşlık (sympathie), uzun süre içinde oluşup gelişen kişisel gönül
dostluğu, Doğaya, vatana ve benzerlerine duyulan sevgi.) Biçimlerine bağlı
olarak büyük bir çeşitlilik göstermektedir. Şefkat, merhamet ve fedakârlık
sevginin farklı yansımalarıdır.
Neo-spiritüalist düşünceye göre: Sevgi insanların ruhunda bulunan
değerli ve olumlu bir yetenektir. Fakat insanlar bu yeteneklerini her zaman
ideale yakın bir değer olarak kullanamamaktadırlar. Yani insanlar birbirlerini
gerektiği gibi sevememektedirler. Sevgi her şeyden önce fedakârlıktır, yani
hiçbir karşılık beklemeden başkasına kendinden bir şeyler vermek esasına
dayanır. Gerçek sevgi merhamet, şefkat, fedakârlık gibi diğerkâmca
davranışlarla, uygulamalarla kendini gösterir; aksi takdirde kuru bir laftan
ibaret kalır.
Eski Yunan felsefesinde sevgi evrende birleştirici ilkedir
(Empedokies), Platon'da[4] güzele duyulan sevgi
(Eros) ideaların bilgisine götüren yoldur, yardım elini uzatma anlamındaki
sevgi (Caritas) ve hastalara, acı çekenlere, yoksullara duyulan sevgi (agape),
giderek hiç bir ayırma yapmaksızın tüm insanlara gösterilen sevgi (insanlık
sevgisi)
Sokrates “aşk” konusunda şunları söylemiştir: “Aşk insan ruhunun ilahi güzelliğe duyduğu açlıktır. Aşk, yalnız
güzelliği bulmayı değil aynı zamanda onu yaratmaya ve devama iştahlıdır. Fani
vücutta ebediyetin tohumlarını yetiştirmeye iştahlıdır. Bunun için iki cins
birbirini sevmektedir. Kendilerini tekrar yaratmak ve böylece zamanı ebediyete
kadar uzatmak isterler. İşte bunun için ebeveyn çocuklarını severler. Sevişen
ana babanın ruhları yalnız çocukları vücuda getirmez. Bunlar aynı zamanda ebedi
güzellik arzusunun arayıcılarını ve haleflerini de vücuda getirirler.”
Eckhardt, vaazlarının birinde Aziz Augustin’in “insan sevdiği şeydir, O taşı severse taş
olur, insanı severse insan, Allah’ı severse… daha fazlasını söylemeyeceğim;
çünkü onun Allah olacağını söylersem beni taşa tutabilirsiniz”[5]
dediğini aktarmaktadır.
Sevginin türlerine ilişkin ilk psikiyatri dalında çalışma Sigmund
Freud tarafından yapılmıştır. Freud, her konuda olduğu gibi sevginin her
türlüsünün kaynağının cinsellik olduğunu söyler. Bu görüşüyle çok büyük
eleştiriler alsa da, biyolojik olarak sevginin, hormonlar ya da kimyasallar
bakımından cinsellikten başka bir kanyağı yoktur. Freud'a göre sevginin bütün
diğer türleri gelişen yüceltmelerin sonucudur ve cinsellikten türemiştir. Bu
konuda özellikle yerli kültürlerindeki “totem-tabu” anlayışı üzerinde inceleme
yapmıştır.
Şimdi de Sevgi türlerinden bir kaçına bakalım
Anne Sevgisi: Bilimde anne sevgisi: annenin çocuğuna duyduğu karşılıksız, sonsuz
sevginin kaynağı doğum sonrası salgılanan hormonlardır. Bu hormonlar yalnız
kadınlarda (memeli hayvanların dişilerinde) bulunur, yalnız doğum
sonrası salgılanmaya başlar. Ancak aşk olarak tanımlanan ve karşı cinse veya
hemcinse duyulan tutkulu sevgide farklı hormonlar görev yapar.
Felsefede Annenin çocuğuna duyduğu koşulsuz sevgidir. Anaç
sevginin en belirgin özelliği, koruyuculuk davranışıdır. Kardeşçe sevgideki gibi sorumluluk ve başka insanları önemseme
davranışı burada da görülür. Ancak aradaki fark, sevginin, annenin çocuğuna
zaten bağlı olduğu için bir karşılık ya da koşul sorgulamadan gerçekleşmesidir.
Bu bağ determinist[6]
değil, annenin kendiyle bütün bir şeyi sevmekte olduğu için dönüşlüdür ve
böylece öz sevgi içerir. Anne karşılık sorgulamaz, çünkü çocuğu sevmekle zaten
kendini sevmektedir. Elbette sevginin bu türü anne-çocuk arasında sınırlı
kalmaz. Bu biyolojik bağın olmadığı yerde de insan ilişkilerinde anaç sevgi
görülebilir.
Biraz etrafımızda olan olayları anımsayalım. Bir annenin çocuğunun
öldüğünü duyduğu an ki feryadının duydunuz mu? Ben çok duydum. Burada bir
tiyatro metini şeklinde değil kısa yazacağım. “Yemedim, yedirdim…, Saçımı süpürge ettim…, Dokuz ay karnımda taşıdım…,
Ne zorluklarla onu büyüttüm…” gibi
benzeri cümleler, annenin çocuğunun ölümünü ilk duyduğu an söylenenlerdir bir
müddet sonra, “çocuğunun ne kadar iyi
olduğunu…” söyleme başlar. Annenin ilk anda söyledikleri içindeki benden
kaynaklanan bilinç dışı “kendi emeğine” üzülmenin feryadıdır.
Anne Sevgisinde
emek ve fedakârlık vardır.
Öz sevgi: Öz sevgi, sevginin en temel türüdür. Sevgi kuramına göre, kendini
sevmeyen başkasını sevemez. Öz sevginin egoizme[7], bencillik olarak
değerlendirilmesi ispatlanmamıştır; çünkü herhangi bir sevgi türünde öz sevgi
olmaması biyolojik olarak imkânsızdır.
Mantıksal açıdan da, başkasını sevmek etikse, kişinin de sevmesi
etiktir ve bu yalnızca bir dönüşlülük olarak gereklidir. Bencillik ise diğer
kişileri görmezden gelerek, onların varlıklarını önemsemeyerek, her şeyi kendi
için isteyip gerekirse bunun uğruna diğer kişilere zarar vermektir. “Kendini sevmeden
başkasını sevme deneyimi”, gelişmemiş ve olgunlaşmamış bir kişiliğin
yansımasıdır ve dolayısıyla sevgi değil, aciz bir bağlılık duygusudur. Burada
kendi dışındakilerin yanlış anlamasına direnme vardır, kendine emek vardır
Cinsel[8]
sevgi: Yaşamda canlının, ait olduğu türün varlığını
sürdürmesi (doyum ya da mutluluğunu da bu bağlamlarda bulması) temel amaçtır. Tüm
yaşam alanını belirler cinsellik, insanda da diğer canlılarda olduğu oranda tüm
ilişkileri belirleyici açık ve seçik bir rol oynar. İnsanlar da bedence ve
ruhça doğurgandırlar. Belli bir yaşa geldiğimizde doğamız doğurmak arzusu
duyar, erkekle kadının birleşmesi, bir doğurmadır. Cinselliğin kendini sürdürme
amacını içinde taşıyarak sevgi ve aşka dönüşür. Sevişme (başka canlılarda da
görülmekle birlikte), üreme kökenli cinselliğin insana özgü toplumsallığında
estetize edilmiş, dönüşmüş biçimidir. Aşk karşısındakini zenginleştirir,
yeteneklerini açığa çıkarır. Doğal kaynaklığını, yaşama içgüdüsü olmasından ve
bu içgüdünün bencilliğinden alır. Shopenhauer “Aşkın kökeninde üreme/cinsellik içtepisinin olduğunu, bu içtepinin,
yeni bir varlığın türün en saf ve doğru tipini elde etmeyi amaçlamasıyla ilgili
olarak devindiğini, her cinsin kendinde olmayanı tamamlayan karşıtına
yöneldiğini, güzeli amaçlamanın böylesi bir bütünleşmeye hizmet ettiğini
belirtmektedir. Bu duygu öylesine güçlüdür ki, insan bu tutkusu ve amacı için
bin türlü serüvene atılmakta bir an bile duraksamaz. ”
Platon da cinsellik, aşk ve sevginin birbirine karıştırılmaması
gerektiğini, diyaloglarındaki
tartışmacıların konuya farklı yaklaşımlar sunmalarında dile
getirir. “Platon, Eros’un diğer tanrılar yanında daha az övülmesinin doğru
olmadığını ifade eden Eryksimakhos’un, Eros’u diğer tanrılardan daha çok övmek
gerektiğini belirttiğini aktarır.”
Cinsel Sevgi “emek ve fedakarlık”tır.
Allah Sevgisi: İslam’da
قُلْ إِنْ كَانَ ءَابَاؤُكُمْ
وَأَبْنَاؤُكُمْ وَإِخْوَانُكُمْ وَأَزْوَاجُكُمْ وَعَشِيرَتُكُمْ وَأَمْوَالٌ اقْتَرَفْتُمُوهَا
وَتِجَارَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ تَرْضَوْنَهَا أَحَبَّ إِلَيْكُمْ
مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ وَجِهَادٍ فِي سَبِيلِهَ
“Mümin öyle bir kimsedir ki babası, evladı, kardeşi, eşi, hısım
akrabası, kazandığı mal, sevdiği mekânlarla mukayese edilmeyecek şekilde
Allah’ı ve Resulünü ve onlar için cihat etmeyi sever” (et-Tevbe, 9/24).
يُحِبُّونَهُمْ كَحُبِّ اللَّهِ
وَالَّذِينَ ءَامَنُوا أَشَدُّ حُبًّا لِلَّهوَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَتَّخِذُ مِنْ
دُونِ اللَّهِ أَنْدَادًا
“İnsanlardan bir kısmı Allah’tan başka eşler edinirler ve onları
Allah’ı sever gibi severler. Müminler ise en çok Allah’ı severler” (el-Bakara,
2/165).
Ayetlerden de anlaşıldığı gibi Allah’ı sevmek fedakârlıkla
gerçekleşiyor.
Hıristiyanlıkta: yardım elini uzatma anlamındaki sevgi (Caritas)
Tüm dinlerde tanrı Sevgisi “emek ve fedakarlık”tır.
Sevgi; uyum, karşılıklı yardımlaşma, dayanışma, anlaşma ve en genel
anlamda da gerekliliğe dayanan barışın, fedakarlığın temelidir. Başarıdan onur,
başarısızlıktan utanç duyar. Dostluğu geliştirmeye, güzeli bulmaya yönelir. Burada
ben yoktur. Ben ötekinde erimiş, öteki ben ve ben öteki olmuş, birbirlerine
karışmışlardır.
Aşk; arzu edilmesine karşın elde edilemeyene, ulaşılmaz olana yönelmeyi,
özlem olarak yaratıcılığı, içe dönüşü, başkayı özleyişi ve ona kavuşma
arzusunun sonsuz şiddetini dile getirmektedir. Aşk, yalnızca sevgiyi değil
sahiplenmeyi de getiriyor. Sevdiğimiz "mutlu olsun" değil, sevdiğimiz
"bizimle" mutlu olsun istiyoruz.
Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin, Leyla ile Mecnun ya da Şems ile
Mevlana aşklarında olduğu gibi. Tanrı aşkında ise yine bir bağlanma vardır,
Genel olarak bakıldığında, iyi olan’ı, mutluluk’u hedef alan her
türlü arzu, bütün insanlar için, her şeye kadir Aşk, vefasız Aşk’ tır. Ama
bazıları türlü şekillerde kaptırırlar kendilerini ona: para hırsı, beden
egzersizleri hırsı, bilgi edinme hırsı gibi ve de hiçbiri, bunun aşk demek
olduğunu, âşık olduğunu aklından bile geçirmez. Aşk’ın belirli şeklinin
yolundan giden ve sonuna kadar o yola bağlı kalan bazı başkaları ise, bütün
için kullanılan adı benimserler: aşk, âşık olmak, âşık.
Şimdi soralım “ne kadar seviyor, seviliyoruz?”
Diyarbakır 2014
[2] Aşk - bir başka varlığa karşı duyulan derin sevgi. -
Şiddetli sevgi, sevda, muhabbet, gönül verme, candan sevme, alâka, iptila.
[3]
Max Scheler'in felsefesinde Sevgi temel
kavramlardan biridir; Scheler'in baş sorunu olan kişiliğin asıl özü Sevgi
olduğu gibi, insanları birbirine bağlayan da sevgidir; kendi içine çekilmiş
ayrık yaşayan kişi değil, dünyaya ve insanlara Sevgi ile yönelen kişi, yine
böyle kendisi gibi sevebilen kişilerle kendini bir-duyan kişi değer taşır.
[4] Platonik aşk, (Ünlü düşünür Platon'un
"Devlet" adlı eserinden türemiş bir deyimdir) karşılığı sorgulanmayan
(sekülerlikten çıkarak tinsele dönüşen) aşk gibi anlamlara gelmemektedir.
Platon, olamayacak kadar
ideal bir devleti tarif etmektedir. Devlet sadece ve sadece vatandaşlarının
çıkarları için var olmalıdır. Hatta o kadar ileriye gider ki, devleti
yönetenlerin filozof olması gerektiğini bile söyler. Gerçekleşmesi mümkün
olmayan, ama gerçekleşse ne kadar da güzel olur denilen arzulara tercüman olan
bir deyim olan "Platonik" deyimini oluşturmuştur. Aslına göre gerçek
sevgidir. Fiziksel doyum için değil, yani ilişkide olunan kişiyle gezmek,
dolaşmak, öpüşmek vb. yapılabilir ama bu sayılanların yanında seks şart
değildir, olsa bile ejekülasyon olmaması bir şarttır. Çünkü buradaki şart
"doğal aşk" diyebileceğimiz, seks sonunda doğal kurgu olan
ejekülasyonun reddi, doğal ya da Tanrısal kurguya direnmedir. Kişinin
kendisinin kendi olduğu için ona aşık olma durumudur... Tasavvufta buna "müşahhas"tan
"mücerret"e ulaşma denir ki, divan şiirlerinde çokça işlenen bir
konudur.
[5] Nıcholson Reynold A. İslam Sufileri
Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, 1978 No: 262, sayfa 87-102.
[6] Günlük hayatta aldığımız kararlar, düşüncelerimiz,
eylemlerimiz, ahlaki tercihlerimiz belirlenmiş ve kesin kurallar içerisindedir.
Özgür irade yanılsamadır. Bize özgü sandığımız hareketlerimiz sadece bilimsel
yasaların işleyişidir. İnsanın iradesi nedenler zinciri ile gelişen bir
durumdur ve bu durumda insanın etkisi yoktur. Sadece nedenler ve sonuçlar
vardır. Bu sebepten nedensellik ilkesi determinizmin temel taşıdır. Evrende bir
düzen vardır ve nedenler-sonuçlar bu düzen içerisinde işler. Bu düzen çözüldüğünde
nedenler ve sonuçların açıklanıp daha sonra gelişecek olayların bilgisini elde
etmek mümkün olacaktır. Spinoza'nın determinizm anlayışına göre ise aklın
tamamen objektif oluşu mutlak determinizm olarak nitelendirilir. Determinizmin
klasik açıklamasını 18. yüzyılda Pierre-Simon Laplace yapmıştır. Bu açıklamaya
göre evrenin bugünkü durumu, evrenin önceki durumunun sonucu; sonraki durumunun
ise nedenidir.
[7] Egoizm genel anlamıyla bireyin kendi
çıkarları doğrultusunda hareket etmesi ile ilgilidir.
Meâric süresi 19. Ayet إِنَّ الْإِنسَانَ خُلِقَ هَلُوعًا
Şüphesiz insan çok hırslı ve sabırsız olarak yaratılmıştır.
Meâric süresi 20. Ayet إِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ جَزُوعًا Kendisine kötülük dokunduğu zaman sızlanır.