Istakoz ve
Toplum
Istakozlar denizlerde ve okyanuslarda yaşayan, yumuşak
pelte kıvamında bir vücuda sahip, kırılması zor ve hiç genişlemeyen kabuklarının
içinde uzun süre yaşayabilen enteresan deniz canlılarından biridir. Istakozlar
yaşadıkları sürece büyümeye devam edip çok büyük boyutlara ulaşabilirler. Büyüme
sürecinde sürekli vücutlarını yenileyebildikleri için yaşlanma belirtisi de göstermezler.
Istakozların vücutları ile kabukları farklı gelişim
gösterir, şöyle ki ıstakoz belli bir büyüklüğe ulaştığında, onu tehlikelerden
ve başka hayvanlar tarafından av olmasına karşı koruyan dış kabuğu aynı oranda büyüyüp
genişlemez.
Istakozun vücudu büyürken, kabukları aynı oranda genişlemediği
için vücudundan küçük kalan kabuklar kendisini rahatsız etmeye başlar. Bu aşamada
kendini yoğun baskı ve stres altında hisseden ıstakoz, eski kabuğunu büyüyen
vücuduna uygun kabuk ile değiştirmek ve dışarıdan gelecek tehlikelere, başka hayvanlar
tarafından av olma riskine karşın bir kaya bulup o kayanın altına saklanır. Burada
çok zor koşullarda, kabuğunu kırmak için mücadele veren ıstakoz, uzun çabalar sonrası
kabuğunu kırıp dışarı çıkıp bir süre sonra kendine uygun büyük yeni bir kabuk oluşturup
rahatlar. Daha sonra ıstakoz zaman içinde biraz daha büyür, değiştirdiği kabuğu yine küçük kalır ve onu
tekrar rahatsız etmeye başlar, tekrar risk alır ve kabuğundan çıkarak tekrar
daha büyük bir kabuk oluşturur. Bu işlemi yaşamı boyunca birçok kez tekrar
eder.
Istakozun gelişmesi için gereken tek uyarı kabuğun daralması
ile gelen rahatsızlık hissidir. Bu da yeni kabuğunu oluşturmaktan asla vazgeçmemesini
sağlar.
Norveçli bilim adamları, omurgasız canlıların acıyı,
hissetmediklerini tespit ederler ve Aberdeen Üniversitesinden su ürünleri biyoloğu Peter Fraser ise, ıstakoz ve yengeç gibi omurgasızların sinirlerinin insandaki
sinirlerle kıyaslandığında yok denecek kadar az olduğunu ve omurgasızların bu
basit sinir sistemleri yüzünden acı hissetmediklerini söyler. Yani ıstakozların
ve yengeçlerin sıcak suda kaynatılırken acı hissetmediklerini savunan araştırmacılar,
balık avlarken oltanın iğnesine takılan solucanların da acıyı hissetmediklerini
ileri sürdüler.
Ayrıca ıstakozlar ve diğer kabuklular, kendilerinde doğal
olarak bulunan zararlı bakteriler içerirler. Istakoz öldüğünde bu bakteri hızla
çoğalıp pişirilmeyle yok edilemeyecek toksinler salabilir. Bu sebepten dolayı
zehirlenmemek için canlı olarak pişirilirler.
Bir an insanları ıstakoza benzetip imgeleyelim.
Istakozlar vücudu büyüyor ama onu tehlikelerden
koruyan kabuğu aynı oranda büyümediği gibi, toplumdaki İdare edilen bireyler (halk)
düne göre gelişiyor dünyadaki şartlara ayak uydurmaya çalışırken, onu idare
edenler (iktidar) bireye denk kendilerini geliştirmeyip için yetersiz kalınca bireylerde,
ıstakozun tek uyarısı olan daralma rahatsızlığının aynısını hissetmeyecek mi? Hissedecek.
Kabuğunun baskısı altında kalan ıstakozun kabuğundan kurtulmaya çalıştığı gibi,
onlarda iktidardan kurtulmayı düşünmeyecek mi? Düşünecek. Istakoz gibi ondan
kurtulmak için ve tehlikelerden korunmak için kaya yani faklı bir şey aramayacak
mı? Arayacak. Bulduğunu zannettiği kendisini haklarını koruyacağına inandığı
yeni politikalar oluşturan iktidarla bir süre daha yaşayacak o da yetersiz
kalınca yenisini arayıp oluşturacak. Bu böyle devam edecek.
Fakat ıstakoz kabuğunun güvenli ortamını terk
etmeseydi hiç gelişmeyecekti. Peki toplumlarda gelişmek için neyi terk edecek!
Psikiyatrist Dr. Twerski “Baskı anları gelişme zamanının geldiğinin sinyalini verir. Istakoz eğer
bir doktora gitseydi bu gelişimi gösteremezdi.”[1] idare
edenler tarafından uygulanan baskılar da bireylere ilaçlarla çözülemeyecek değişim
zamanının geldiğinin doğal sinyalini yani hissini verir. Toplumun idare edilen
bireyleri, baskı altındayken doğru karar vermeleri, mücadele etmeleri,
büyümelerini durduran olumsuzlukları değiştirmeleri, bireyi koruyan yeni sistem
oluşturmaları, ıstakozun kaya dibinde zor şartlar altında kendine uygun
oluşturduğu yeni kabuk kadar kolay değildir.
Istakozun oluşturduğu yeni kabuk nasıl zor şartlar
altında oluyorsa, toplumun büyümesine rağmen yerinde sayan idare edenler (iktidar)
topluluğun içerisinde başlayan rahatsızlıklar onları da değişim sürecine
zorlar. Yani değişen koşullar, idare edenlerin varlıklarındaki artışlar ve benzerleri,
idare edenleri var olan halinden farklı bir boyuta taşıması sonucunda,
tartışmasız olarak içeride ve dışarıda rahatsızlık dönemi başlatır. Bu rahatsızlık
yoğun bir şekilde var olan yapının değiştirilerek, büyümeye uyumlu hale
getirilmesi için zorlar. Tabii ki her yer de iktidar bu mesajı doğru olarak
algılamaz. Algılamasa da bu rahatsızlığın varlığı kendini her şekilde
hissettirir.
İktidarlar bu sürecin zorluğu çoğu zaman, süreci ötelemekle
aşmaya çalışılırlar. Ötelemek ise sadece rahatsızlık sürecini daha da rahatsız
bir boyuta taşır. Bu öteleme ıstakozda olsaydı ıstakoz ölürdü. Keyfi yerinde hiçbir
iktidar, gelecek riskleri görse de değişmek gibi zorlayıcı ve sancılı bir durumun
içine girmek istemez. Ancak organizasyonun keyfi kaçtıysa süreç ona iki seçenek
tanır; Istakoz gibi kabuğunu değiştirmek ya da yok olmak…
İlk değişim ihtiyacında mesajı doğru olarak alan
iktidarlar için zorlu bir süreç başlar. Çünkü yeni yönetim sistemini
kurmalıdır. Yeni yönetim sisteminin kurulması ise iktidarın kendi içinde “Hadi
biz kendi bakış açımız ile destek almadan sistem kuralım!” diyebileceği kadar
kolay bir süreç değildir. Çünkü yönetim sistemi esasta belirli dinamikleri
olan, bu dinamiklerin her iktidar özel olarak düzenleneceği, özel bir çalışmayı
gerekir.
İktidarların zorlayıcı etmenlerle sistem kurma
aşamasında, en sık yapılan hata, iktidarın üst yönetiminin kurulacak sistemi,
insan üzerine kurgulama girişimidir. Oysa insan her biri birbirinden farklı,
çok fazla değişkene sahip bir varlıktır. Durum böyleyken insan üzerine
kurgulanan sistem, kurgu için baz alınan insan gittiğinde çökecektir. Oysa
sistem insan değişse de güçlü bir şekilde, iktidarı ayakta tutabilmelidir.
Sistem bir kez inşa edildiğinde, ihtiyaç durumunda geliştirilerek, revize
edilerek ana yapıyı daima korur. Sistemde her sorunun bir cevabı vardır, cevabı
olmayan sorulara nasıl cevap bulunacağı da. Sistemin ihtiyaç duyduğu
niteliklere uygun her çalışan da, sistemin ihtiyacı olanı verecektir. Sisteme
uygun insan, insana uygun sistemi her koşulda alt eder.
“Biz farkında
olsak da olmasak da,” doğanın her yerinde ıstakozun yaşamı gibi örneklerle
doludur. Bize düşen ise onun temel dinamiklerini, doğa gibi sistemi içinde
barındıran mekanizmaları izleyerek, değerlendirerek, uyarlayarak uygulamaya
almaktır.
Toplumdaki bireylerin ıstakozların acıyı
hissetmedikleri gibi olumsuzluklarda “Biz
insanlar çilelerimizle ayakta kalmayı başarabiliriz. Ve bundan da böbürleniriz”
demiş, İlk çağ filozofları. Talmud’da geçen; “Kendime destek olmazsam kim olacak? Sadece kendime destek olacaksam,
ben neyim? Şimdi değilse ne zaman?”
Toplumlarda ıstakoz gibi, Kabuğunun dar geldiği,
değişim ile yüzleşmek zorunda kaldığında, değişim için o kabuğu kırarken çok
acı çekerler… Kabuk değiştirme aşamasında bir ıstakozdan daha fazla acı çeker. Bazen
de ıstakozların doğası gereği saklandığı o kayanın dibini bulamayıp ölebilirler.
Ölürken ıstakozlar gibi zehirlerini bırakabilirler.
1 Ocak 2020
Diyarbakır
Mustafa
Nesim sevinç
[1] Istakoz eğer bir
doktora gitseydi bu gelişimi gösteremezdi.’’(Twerski bu söylerken doktorun ıstakoza
vereceği iki ilacın ismini veriyor.)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder