24 Aralık 2019

Hakikat Sonrası Toplumlarda Yankı Fanusu Etkisi ve Kutuplaşma


Hakikat Sonrası Toplumlarda Yankı Fanusu Etkisi ve Kutuplaşma

İnternetin getirdikleri
İnternetin henüz kullanılmaya başladığı ilk dönemlerde, benim de dâhil olduğum pek çok kişi, internetin, insanlar arasındaki sınırları tamamen ortadan kaldıracağını, herkes birbirinin fikrini, görüş ve düşüncelerini öğrenmeye, anlamaya, kendisinin eksik ve yanlış bilgilendiği düşüncelerinden kolayca vazgeçebileceğini, kısaca doğru bilginin ve hakikatin bizatihi kendisinin herkes tarafından öğrenileceği beklentisi egemendi. Peki, öyle mi oldu? Olmadı. Ne yazık ki, olmadı. Her zaman olduğu gibi “ne umduk ne bulduk” deyimini doğrularcasına, cehaletin bir kez daha bilgiye tahakkümü oldu. Ağırlıklı olarak sosyal medya aygıtı olarak kullanılan internet, bireylerin kendi fikirlerine ve kendi inançlarına daha da sıkı bir şekilde sarılmasına neden olan bir iletişim enstrümanı olduğu görüldü. Özellikle sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla birlikte, kullanıcılar farklı görüşte olanlarla değil, kendileri gibi düşünen ve kendilerine benzeyen insanlarla gruplaşmasına yol açtı. Bu konuyu daha iyi anlamamız için, kişilerin gerçeklik algısı nedir bir göz atalım:

Kişilerde Gerçek
Eric Formm, (…) Kişinin düşüncesi, yıllar içinde kendi çevresindeki tepkilerin birikimi ile oluşmakta ve bu düşüncelerin sınırlarını belirlemektedir. Bu durum, kişiyi kendi çevresinin çizdiği düşüncelerin dışına çıkmasını engellemektedir. Durum böyle olunca bu kişiler, çevresinin çizdiği düşünsel ve davranışsal sınırların dışına çıkmaya cesaret ettiğinde ya o çevreden izole edilir ya sertçe uyarılır ya da cezalandırılma, ayıplanma gibi olumsuz tepkilere maruz kalır. Bu durum için Erich Fromm, “İnsanın çekinmesine neden olan şeyin, korku olduğunu -bu korkunun da değer verdikleri inançlarının yanılsamadan başka bir şey olmadığının kanıtlanması ve içinde yaşadıkları kuramların zararlı olduğunun ortaya çıkması olduğunu ve buna ek olarak da kendilerinin sandıklarından daha az saygıdeğer çıkması korkusu olduğunu” söyler. (Formm, 1987, s.47).

Algılar ve Gerçek Kitabımın Kişilerde Gerçek bölümünde (…) Kişiler, bir hayat boyu taşıdıkları ve bedel ödeyip emek vererek oluşturdukları çevreleri içinde taşıdıkları düşünceler ile bilindikleri için, kendi düşüncelerinin yanlış olma ihtimalini bile kabul etmezler. Çünkü bu kişiler, düşünsel mahalle baskısından, tecrit edilmekten, başka insanlarca sevilmez olmaktan korkarlar ve sosyal etkilerden çok, çevresinin her dediğine inanma eğilimi taşırlar. Ayrıca bu kişiler gerçekle yüzleşmeden ısrarla kaçınırlar ve aynı şeyi bin kez tekrar ederek, aynı düşünceleri seslendirerek “onları hiç geliştirmeden” yaşamayı sürdürürler. Kişinin bunu durumunu onaylamasının bir nedeni de kendi çevresi içinde, çevresinin ortak düşüncelerine uygun olarak, ona aykırı olmadan yaşamayı kabullenme ihtiyacıdır. Çoğu kişi çevresinin düşüncelerine aykırı olabilecek herhangi düşünceyi mahalle baskısı nedeniyle seslendirmekten çekinir. Bazı yanlışlıkların farkında olsa bile, bu yanlışlıkları seslendirmekten imtina eder. Böylece hedef olmaktan kaçınmayı yeğler. Yani “düşündüğünü söylemekten korkmaya başladı mı kişi, düşünmekten de korkmaya başlar.” (Türkali, 2016) Bu durumda bulunan kişi, içinde bulunduğu sanal gerçekliği, nesnel gerçeklik olarak algılamaktadır. İşte bu yüzdendir ki kendi yaşadığının dışında bir nesnel gerçeklik olabileceğini düşünmemektedir. Dostoyevski: “Sevimli bir şeydir yalan, çünkü gerçeğe götürür bizi. Hayır, kötü olan, yalan söylerken söyledikleri yalana kendilerinin de inanmaları…” (Dostoyevski, 2016, s.347) der.
“Kişi, kendisine ait ideal imgelerini, hoşa gitmeyen ya da tehlikeli gerçeklerin bilincine varmasını engelleyen bastırma gibi savunma mekanizmaları ile kendini korur ve kendisine acı veren gerçeklerin, bilinç düzeyine çıkmasını engeller. Kişi, öngörüye bağlı itaat edip kendisine dayatılan‘sahte gerçekliği’ sorgulamadan kabullenip kanıksadığı müddet zarfında. Toplumu idare edenlerin, çevresindekilere ve topluma uyguladıkları insani sorun ve felaketlere, idare edilen kişiler duyarsız kalıp teslim olur ve direniş göstermez.
Bu durum, gerçekleri kişinin görmesine yardımcı olma çabalarına karşı koymayı sağlayan terapistin psikoterapideki ‘direnç’i gibidir. Burada gerçekleri ortaya koyanları hedef alan kişinin, sahte gerçekliğini korumak için, yalan, agresifleşme ve başkalarına saldırma durumunu da unutmayalım. Araştırmalarda, “insanların, gerçeklerden çok, inanmak istediklerine, inandıkları şeye” karşı, gerçeğin bilimsel ve nesnel olarak ortaya konulmasına rağmen, hemen bir reaksiyonla inandıklarına daha sıkı bir şekilde sarıldıklarını ortaya koymuştur. Kişilerin gerçeğe değil de inanmak istediklerine inanma eğilimi, kişi açısından hem risksiz hem kişisel çıkarlarını koruması yönüyle de daha avantajlı bir durumdur. Bu sahte gerçeklik, nesnel gerçeklik tarafından yıkılıncaya kadar kişi, nesnel gerçekliği ne kadar çok reddederse, inandıklarına o kadar daha çok inandığını ve bu inandığı sahte gerçekliğin bir kale gibi sağlam olduğunu düşünür. Yani kişi, aslında nesnel gerçekliği değil, kendi imgeleminde yarattığı sahte gerçekliği ile yaşamaktadır. Bu durumdan da memnundur. (s. 128-129)

Sahte/Yalan Haber ve Doğruluk Kontrol Merkezleri
İnternetin, özellikle sosyal ağlarla birlikte enformasyon dolaşımının hız kazanması, iletişim hızın artması. Fotoğraf ve video çekebilen akıllı telefona sahip olan sosyal ağ kullanıcılarının, ürettikleri haber içeriklerindeki artış ve zaman zaman “habercilik” yaparak, gerçek olmayan haberlerin dolaşıma sokulması. Haber alıcılarının da metnin doğruluğuna ilişkin bir bilgi olmamasına rağmen, resimlerin ve başlıkların yarattığı duygusal çağrışımlardan oldukça etkilenmesi, sahte/yalan haberin artmasına neden olmakla birlikte “haberin”[1] doğruluğu veya yanlışlığının araştırılmasını zorlaştırması, sahte/yalan haber sorununu ortaya çıkardı. Ayrıca ülkede ve dünyada güncel olan olaylarla ilgili olarak basında da sahte/yalan haberlerin artışı görülmektedir.
Bu arada, tarihten ilginç bir sahte/yalan haber örneği vereyim.
1835 yılında İngiliz gökbilimci John Herschel’in teleskopu ile gözlemlediği Ay’da yaşayan dev adamlar ve safir tapınakları sahte/yalan haberi, New York The Sun gazetesinde gazete editörü Richard Adams Locke tarafından gazetesinde yazı dizisi halinde yayınlayarak, gazetesini en çok satan[2] gazete haline getirdiği sırada. Herschel, babasının astronomi alanındaki İngiltere'de görünmeyen gökyüzünü çalışmalarını tamamlamak ve araştırmak için Güney Yarımküre’de yani Güney Afrika'da orijinal astronomik gözlemler yapıyordu. Ancak o dönemin koşullarında kendisinin hakkındaki bu sahte/yalan haberi okuma ve yalanlama şansı ancak aylar sonra oldu.[3]
Katolik Kilisesi lideri Papa Francesco, “ilk sahte haber yaratıcısının Havva’yı yasak ağacın meyvesini yemeye ikna eden yılan olduğunu” ifade ederek kavramın başlangıcına teolojik bir yorum getirmiştir. (Papa, 2018)
Yapılan bir araştırmaya göre sosyal medya kullanıcılarının yalan haberleri paylaşma ihtimali %70 daha fazladır ve yalan haber gerçek haberden 6 kat daha hızlı yayılmaktadır (Vosoughi, Roy, Aral, 2018).
Yalan/yanlış, bilgilerle oluşturulan sahte/yalan haberin yayılış hızının internet ve sosyal ağlarla birlikte artış göstermesi ve bugün ki medyanın yapısal sorunlarının dışında, özellikle siyasal alanda ortaya çıkan yeni eğilimler de siyasetçilerin söylemlerinin kurumsal medyada sunulan haber ve bilgilerin şüpheli olması. Haberlerdeki gerçeklik sorunlarını ve günümüz siyasetini nitelemek sahte/yalan haberin önüne geçmek için kullanılan hakikat sonrası kavramını ve yalan haber, sahte haber, doğruluk kontrolü, doğruluk kontrol merkezleri gibi kavramlar ön plana çıkıp tartışılmaya başlatmıştır.
Doğruluk kontrol merkezleri (fact-check/checking) kamuoyunda ilgi gören şüpheli haberlerin doğru olup olmadığını, belirlemiş oldukları bir yöntemi izleyerek farklı kaynaklardan bilgileri karşılaştırarak doğru bilgiye ulaşmayı ve kamuoyuyla bunu paylaşmayı amaçlamaktadırlar. Ayrıca bu merkezler, haber kaynaklarının verdiği bilgileri, siyasetçilerin konuşmalarını, kamuoyuna yapılan açıklamaların da doğruluğunu ölçümlemektedirler.
“Doğruluk kontrol merkezlerinin dünyadaki gelişimine bakıldığında sayılarının gün geçtikçe artış gösterdiği görülmektedir. 2014 yılında 44 girişimin olduğu doğruluk kontrolü merkezleri 2018 yılında 149’a yükselmiştir.” (Stencel, Griffin, 2018). Dünyada AP, AFP, Reuters, BBC gibi pek çok büyük haber organizasyonu kendi kurumsal yapıları içinde doğruluk kontrol merkezleri oluşturmuşlardır.
Haber Kaynaklarının Dağılımı
Haber Kaynakları
Haber Organisyonun Adı
Milliyet
Hürriyet
Sabah
Habertürk
Sözcü
Toplam

Sayı
% oran
Sayı
% oran
Sayı
% oran
Sayı
% oran
Sayı
% oran
Sayı
% oran
Siyasetçi
7
33,33
15
48,39
12
46,15
13
61,9
9
50
56
47,86
Akademi/Akademisyen
0
0
6
19,35
3
11,54
0
0
2
11,11
11
9,4
Gazeteci
2
9,52
0
0
2
7,69
1
4,76
0
0
5
4,27
Doğruluk kontrol merkezleri
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
0
Teknoloji şirketleri/yetkilileri
11
52,38
5
16,13
6
23,08
4
19,05
5
27,78
31
25,5
Medya kuruluşları/yetkilileri
0
0
3
9,68
2
7,69
3
14,29
1
5,56
9
7,69
Diğer
1
4,76
2
6,45
1
3,85
0
0
1
5,56
5
4,27
Toplam
21
100
31
100
26
100
21
100
18
100
117
100
“Doğruluk Kontrol Merkezi” ve “Yalan Haber” Kavramlarına İlişkin İçeriklerin Medyada Yansımasının Araştırılması
Nihal Kocabay Şener Akdeniz İletişim dergisi Sayfa 370, 07 Ekim 2019
Oxford Üniversitesi Reuters Enstitüsü tarafından hazırlanan rapora göre %49 oranıyla Türkiye en fazla yalan haberle karşılaşılan ülke olarak belirlenmiştir. (Newman vd. 2018) “Hakikat sonrası” (post-truth) kavramının 2016 yılının kelimesi seçilmesinden sonra Türkiye medyasının bu konuya olan ilgisizliğini gördük. (Bakınız Tablo)


Gazetecilik pratiği olarak görülebilecek olan bu merkezlerin sayıları dünyada gün geçtikçe artış göstermektedir. O zaman Biz Türkiye’nin doğruluk kontrol merkezlerine[4] ihtiyacı vardır diyebiliriz.
“Ana akım medyanın içinde bulunduğu güven krizini aşmasının yollarından biri günümüzdeki yalan/sahte haber ve doğruluk kontrolü tartışmalarını kendi lehine çevirerek bunu güven yenilemek için bir fırsata dönüştürmesi gerekmektedir. Kitle medyası yalan/sahte haber ve doğruluk kontrol merkezlerine ilişkin tartışmaları siyasi polemikler ve internet tröstleri olan şirketlerin girişimleri ile çerçevelemiştir.” (Şener, 2018, s. 372)
Clay Johnson’a göre, “Bir kez bir şeye inanmaya başlayan insan, bu inancı doğrulayacak bilgileri bilinçsiz bir biçimde ve genellikle de doğruluğunu sorgulama ihtiyacı duymadan aramaya koyulur.”[5] Öyle ki birey kendi düşüncesinden ve inançlarından farklı gerçeklere ulaşabilse bile, bu bilgiler önceden inandığı yanlışların daha da güçlenmesini sağlar. Birey sadece duymak istediği şeylerin söylenmesine izin vererek gerçeklikten daha da uzaklaşır. Ayrıca bireyin yanlış kararlar vermesine ve yanlış tercihlerde bulunmasına neden olur. Bu durum, insanlar arasında farklı grupların oluşmasına, herkes mensup olduğu topluluğunun ya da grubun “kabullendiği gerçekliğe” değer vermesine yol açar. Aşağıda açıklamaya çalışacağım “yankı fanusu” olarak ifade ettiğimiz kavram tam olarak bu noktada devreye girmektedir.

Yankı Fanusu
Orijinali “echoc hamber” olan yankı odası kavramı düşünce ve inançların kapalı bir sistem içerisinde iletişim ve tekrarlama faaliyetleri ile güçlendirildiği durumları metaforik olarak ifade etmektedir ve bir sesin sürekli olarak yankılanmaya devam ettiği kapalı ortam anlamına gelmektedir. Anlatılmak istenen, bir fikrin sürekli olarak yankılandığı yani tekrarlandığı kapalı bir düşünce ekosistemidir. Yankı fanusu; ortak özellikleri, zevkleri, ilgi alanları ve benzer düşünceleri olan kişilerin oluşturduğu kapalı grupları ifade etmektedir. Bu kapalı gruplar, aynı düşünceyi tekrarlıyor, zaman içinde kalıplaşan bu düşünce ile aynı bakış açısının bir yankısı yaratılmış ve bir kısır döngünün başlamasına yol açmış oluyor.
Sosyologlar, insanlar yaşadığı yerden ve tamamen farklı olan, daha önce hiç tanımadığı, dilini bile bilmediği çok uzaktaki bir yerleşim yerinde yaşamını devam ettirmek zorunda kalsa, o insanlar o topluluk içinde kendi gibi düşünenlerle yakınlaştığını ve diğerlerinden uzak durduğunu ifade etmektedirler. Benzer şekilde yankı fanusu içindeki kişiler de kendi düşündüklerinin dışındaki tüm görüşlerden uzaklaştıkları için farklılıklara yer vermezler, yalnızca kendi düşündüklerine uyan yazıları, düşünceleri ve televizyon programlarını takip etmeye başlarlar. Bu kapalı gruplar, yalnızca kendilerini onaylayan içeriklere muhatap olarak kendi haklılıklarını doğrularlar ve bundan mutluluk duydukları için de yaşadıkları toplumda kendi gibi düşünmeyenlerle farklı kutuplaşmayı yaratırlar.
Bireyler, kendi gibi düşünen topluluklarla, takip ettiği hesaplarla sosyal medyada buluştuğu kişilerle bir araya gelerek herhangi bir gündem maddesi hakkında kendisiyle aynı duyguları paylaşan aynı siyasi düşünce ve ideolojileri sürekli olarak paylaşma eğilimi içerisine girmektedir. Kendi görüşüne yakın paylaşımlar yapan kişileri, kendi yarattığı fanusun değer yargılarına aykırı olan düşünceleri görmek hoşuna gitmediği için muhalif paylaşım yapanları kolayca arkadaşlıktan çıkararak ya da onları takip etmeyi bırakarak onları bulunduğu yankı odasından uzak tutmayı yeğler. Bu durum da insanlar, elinde gerçekleri öğrenecek çok fazla enstrüman olmasına rağmen kendisine aykırı gelecek doğru bilgiyle karşılaşmasını zevkle engelleyerek, sadece pasif bir alıcı olur. Çünkü böylesi işine gelmektedir.
Ralph Keyes, Hakikat sonrası çağ kitabında[6] “…Post-truth[7] ile ilgili olarak öne çıkan politikacıların dışında edebiyatçılar, akademisyenler, din adamları, gazeteciler ve benzerleri topluma yalan söylemeyi ve yalanın kurumsallaşarak toplumsal bir kabul görmesi konusunda en çok katkıyı bu insanlar yaptığını anlatmaktadır.” (2017) Sosyal medyanın kendi algoritmaları da bireye sadece ilgi alanlarına özgü grupları tavsiye ederek, yine aynı şekilde bireye uygun reklamlar çıkartarak yankı odasının duvarlarını “saray kalesi” gibi kalınlaştırmaktadır. Böylece kendi benimsediğine en yakın düşünce söz konusu olduğunda sayısız kez onaylatma şansı yakalamaktadır. Sosyal medya ve online haberlerin yükselişi ile birlikte ortaya çıkan “yankı fanusları”, o kapalı grubun hoşuna gidecek siyasi haberlerden ibarettir. Bunların sonucun da toplum, giderek artan bir bilgi kirliliği ile karşı karşıya kalır ve ne tür haberler tüketecekleri konusunda seçim yapmak zorunda kalırlar. Bunların etkisiyle kutuplaşmanın yoğun olarak yaşandığı bu dönemde, insanların büyük bir çoğunluğu, hali hazırda sahip oldukları yanlışlıkları onaylayan ve bu görüşleri güçlendiren medya ve bilgi akış kanallarını tercih etmesi veya bunlara yönlenmesi doğal görünebilir.
Ancak akademik kaynaklar dikkatle incelendiğinde “yankı fanusları” sadece toplumun çok küçük bir kısmının tecrübelerini yansıttığını ortaya koymaktadır. Yani, bir konudaki iddianın aslında bizzat kendisi ironik bir biçimde bir tür “yankı fanusları” etkisi ile gereğinden fazla abartılıp saptırılmaktadır. Özellikle popüler medya “yankı fanusları” ve benzerlerinin yaygınlığının etkisiyle ilgili, kapsamlı ve abartılı iddialarda bulunmaktadır. Aksine veriler ise bize durumun sanıldığından çok daha dengeli olduğunu göstermektedir. Kontrollü deneyler, bireylerin kendilerine yakın olan görüşleri, kendilerine yakın olmayan görüşlere tercih ettiğini ortaya koymaktadır. Bu durum özellikle konu siyaset olunca daha yaygın bir eğilim halini almaktadır. Ayrıca bu tür çalışmalarda çoğunlukla bireyler filtrelenmiş bir medya diyeti uyguladıklarını belirtmektedirler.
Durum böyle olunca sosyal medyayı kullanan bireyler, büyük çoğunlukla yalnızca kendi görüşlerini destekleyen düşünceleri ve yalnızca kendi inandığı fikirleri doğrulayan haberleri takip ederek, özünde kendi söylediğinin yankısını dinlemekten öteye gidemiyor, karşı görüşlerden haberdar olamıyor. Böylece sözde demokrasinin taşıyıcısı olan ve bu yönüyle “yeni medya” olarak anılan sosyal medya, klasik televizyon yayınlarından daha tek tipçi bir hâl alıyor.

Algılar ve Gerçek Kitabımda (2019)
(…)Bugünlerde “postmodern” toplumlarda, öfke ve nefret daha çok sosyal medyada görülmektedir. Kişiler sosyal medyada, ötekilerine gerçek hayatta olduklarından daha fazla nefret gösterebiliyor ve öfkeyle kendilerini ifade edebiliyorlar. Özellikle sosyal medyadaki yorumları incelediğimizde, birbirlerini hiç tanımayan bu tipteki kişilerin, haber ve yorumlarının altında birbirlerine nasıl nefretle yaklaştıkları görülmektedir. Bu davranışların en önemli nedeni ise, Yazımın Başında anlatmaya çalıştığım bilgisizlikten kaynaklı görüş ve düşünce farklılıklarıdır. Kişi kendi dünya görüşünü, ötekileştirilenlere dayatmakta, duymak ve görmek istemediğinden farklı bir şey duyduğunda, hemen saldırıya geçmektedir. Bu tür prototipte dinci, milliyetçi, cinsiyetçi, ırkçı, sağcı, solcu ve herhangi bir dünya görüşüne sahip insanların bazıları, bu tür yorumlarda bulunabilirler. Burada, kişinin hangi dünya görüşüne sahip olduğundan çok, hangi davranış biçimlerini benimsediğine bakmalıyız.
Bu durum daha çok kişinin, dünya görüşüyle değil de kendi kişiliği ve dünyaya bakış açısı ile ilgilidir. Bu yapıda olan kişiler sorgulamadan inanan, fanatik bir şekilde kendi düşüncesi dışındaki tüm düşünceleri reddeden tiplerdir. Böylesi zayıf kişilikte olan kişiler dünyadan kopuktur, kendi dünyalarında yaşamaktadırlar. Evrendeki her gelişmeyi, kendi ideolojik sahte gerçekliğine ya da inancıyla ilgili olduğunu zannederler. Bunu yapabilmek için kendisini kandırmak zorundadır. Bu tür kişiliklerin,[8] nesnel gerçeklik ile olan ilişkisi kopmuştur ve gerçeğe karşı yabancılaşmıştır. Bu kişilerde Horney’in[9] Çağımızın nevrotik kişiliği yazısında söz ettiği ego psikolojisindeki nevrotik kişilik bulunabilir. Çünkü bu kişiler dünyanın en “doğru” düşüncelerine kendisinin sahip olduğunu düşünmektedir. Bu nedenle, bu prototipteki kişiler, düşüncelerini ortaya koyarken başkalarının düşüncelerine saygı göstermediğinin, başkalarının haklarına tecavüz ettiğinin ve ne kadar saldırgan olduğunun farkında değildirler. Bu tavır, kişiyi fanatizme kadar götürmektedir. Kendi düşüncesinden başka bir düşünceyi, değil dinlemeye, duymaya bile asla tahammül edemez. Bu prototipteki kişiler, kendi resmî ideolojisine aykırı düşüncelerle karşılaştığında ve kendi ideolojik, entelektüel birikimi de bunların üstesinden gelmesinde yetersiz kalıyorsa, o takdirde yapacağı tek şey, saldırı, küfür, hakaret gibi “nefret, öfke ve yok etmeye programlanmış duygu ve saldırgan davranışlar göstermeye başlarlar. Ya da ötekileri suçlayarak kendi düşünsel zayıflığını bastırmakta ve bir anlamda kendisini rahatlatmaktadır. Öte yandan kendi düşüncelerine daha da sıkı sarılmaktadır. Ayrıca bu kişiler, resmî ideolojisine sızmaya çalışan nesnel gerçek düşünceyi “etkisiz hale getirmeye” çalışarak, onu bastırma yoluna giderler. Kişi, resmî ideolojisiyle nesnel gerçeklik arasındaki çelişkinin yarattığı düalizme karşı, onu bastırma, yok sayma, görmezden gelme tavırlarını gösterir. Vigilanteler[10] bu tipteki kişilerden oluşur. (s, 130-133)

Yankı odası kavramı, sosyal medyada sansürün olmadığı ve düşünce çeşitliliğinin maksimum seviyede olduğu algısına getirilmiş en güçlü itirazlardan birisidir. Merkezi bir sansür olmadığı doğrudur ancak oto sansürün merkezi sansürden daha katı bir biçimde işlediğini kabul etmemiz gerekir.“Söylediğin yanlış olabilir mi?” sorusuna dahi katlanamayan bireyler, sansürü bizzat kendi kendisine uygulayarak karşı görüşlerin etkileşim havuzuna düşmesini bile engellemektedirler. Sosyal medyada düşünce çeşitliliği olduğu iddia edilmektedir ancak düşünceler arası etkileşim olmadığı için bir işe yaramadığını hepimiz biliyoruz. Bu durum ise, bireylerin sosyal medya hesaplarını aslında sürekli sen haklısın, bak senin gibi düşünen kaç kişi var, bak bu haber de seni doğruluyor, bak şu yorum da seni destekliyor, senin düşüncen en iyi düşünce” telkininde bulunan bir hipnoz aracına dönüştürdü. Sahip oldukları siyasi görüşler fark etmeksizin bireyler kendi düşünceleri tarafından zehirlendi. Sürekli doğrulanan ve tekrarlanan öz düşüncesi marjinalleştirildi, diğer düşüncelere karşı körleşti, bireyin tüm yaşamını kaplamaya ve bir süre sonra ise gerçekle tamamen bağını kopararak irrasyonelleşmeye başladı. Psikolojik rahatsızlıkları da beraberinde getiren bu esriklik hali ile insanlar empati, anlayış, karşı tarafı dinleme ve makulü arama gibi kavramları tamamen terk ederek adeta robotlaştı ve yeniden programlandı. Böyle oldukça da insan kendi yazdıklarında ya da desteklediklerinde giderek saldırganlaşmaya başladı ve nihayetinde ortaya toplu bir histeri hâli, bitmeyen bir yarış ve gittikçe seviyesizleşen ve vasatlaşan bir iletişim “kültürü” çıktı.
Aile ortamı, cemaatler, dernekler, kahvehane, siyasi partiler ve benzerleri çok kolay bir şekilde yankı odaları haline gelebilir. Fakat bu fiziksel yankı odalarının sanal yankı odalarından önemli bir farkı, kendinize ait olmayan yankı odalarına yanlışlıkla adım atmanızın ya da içeride yankılanan düşüncelerin ortalığa saçılmasının çok zor olmasıdır. Kamusal alanlarda kulak misafiri olabileceğiniz diyaloglar yoluyla varlığını sezebileceğiniz ve sizi şok edecek düşünceler, sanal ortamda çok daha kolay bir şekilde dışarı sızabilmektedir. Somutlaştırmak gerekirse, “Kansere tedavi bulundu ama ilaç firmalarının baskısı nedeniyle bu açıklanmıyor,” 17 Ağustos 1999 depremi ABD'nin gizli silahıyla mı gerçekleştirildi?” “Dünyayı Yahudiler yönetiyor, biz aslında dünyanın en güçlü ülkesiyiz.” “Cengiz Han Türk’tür.” “Lozan antlaşması 2023’te bitecek.” “Konya’da gizli uzay üssü var” gibi saçmalıklar, eskiden toplumun farklı kesimlerinin işgal ettiği farklı alanlar ve bu alanlar da kesişimin nadirliği dolaysıyla özel yankı odalarında kendi hallerinde yankılanmaya devam ederken, şimdilerde arkasında müthiş bir özgüvene sahip bir “demagog’’ ve ‘’mitomani” ile birlikte, her an karşınıza çıkabilmektedir.
Facebook’un haber ve medya ortaklıkları yöneticisi Andy Mitchell, kendisine yöneltilen “Facebook’un kişilerin haber akışına yaptığı editöryal müdahalenin nedeni” sorusuna “Böyle bir müdahalenin olmadığını söyleyen Mitchell: Ne göreceğinizi biz seçmiyoruz, siz seçiyorsunuz. Siz bize nelere ilgi duyduğunuzu söylüyorsunuz, bizde size ilgi duyduğunuz şeyleri gösteriyoruz” (Soydan, 2015) diye cevapladı.[11]
Doğrudan insanların davranışlarını takip eden tablolar da televizyonda ciddi derecede partizan veya ideolojik eğilimlerle yayın yapan medya kuruluşları halkının büyük bir kısmına ulaşamadığını, televizyonun en çok izlendiği saatlerde bile haber kanallarının izleyici sayısının da çok azaldığını görüyoruz. Fakat günlük siyasi haber sitelerini takip edenlerin sayısı artışta, spor ve eğlence gibi milyonlarca izleyiciye ulaşan programlar, siyasal içerikli programların izleyici sayısından fazla olduğu görülmektedir.
Türkiye’de televizyon haber tüketiminin yanı sıra günlük yazılı basına olan güven %7,2’dir. Gazetelerin tirajının düşüklüğü ve gazetelere olan güvenin de iyice azaldığı diğer bulgularla desteklenmektedir. 2018 araştırma bulguları, katılımcıların %73,9’unun günlük olarak gazete okumadığını ortaya koymaktadır.(Konda, 2019, s 20)
Science’de 05 Haziran 2015 tarihinde yayınlanan rapora göre, ‘sosyal medyanın yankı fanusları oluşturması yönündeki veriler sınırlıdır. Toplumda bu platformlar üzerinden haber takip edenlerin oranı abartılıyor. Örnek vermek gerekirse nüfusun sadece küçük bir kısmı Twitter kullanıyor. Ayrıca, algoritmik kişiselleştirme ve bunun filtre balonları oluşumuna etkisini incelemek de hiç kolay değil çünkü arama motorları ve sosyal medya platformlarının verileri (algoritmalarının da olduğu gibi) tescillidir. Çalışmada ise Facebook araştırmacıları, kullanıcılara kişisel tercihlerine uygun içerikler gösteren haber bandı algoritmasının, farklı görüşlerdeki içerikleri kendilerini muhafazakâr olarak tanımlayan kullanıcılar için %5, liberal olarak tanımlayan kullanıcılar içinse %8 oranında azalttığını hesapladıklarını belirttiler. Oysa kullanıcıların sadece %4’ü profillerin de siyasal tercihlerini belirtiyor ki buda genellemeyi zorlaştırıyor. (Science, s.1130-1132)

Wiley online Library de American Journal of Political yazılı makalede:
(…) Hoşumuza gitmese de “yankı fanusları” için gerçek hayatta, sosyal medyada olduğundan daha fazla delil var. Yakın zamanda yapılan bir çalışma gösterdi ki partizan medyayı takip etmeyen, ancak takip eden biri ile fikir alışverişinde bulunanlar, tartışma sonucunda etkilenip benzer görüşler ediniyorlar. Bu dolaylı etkinin homojen tartışma gruplarında yer alan kişiler üzerindeki gücü, bilgi pekiştirme ile sosyal baskıyı birleştirdiği için, medyanın doğrudan yaptığı etkiden bile daha fazla olabilir. Yankı fanusları hikâyesinden hala çok tutuluyor? Bir sebebi kutuplaşmanın ve bu eksendeki medya tüketiminin toplumun önemli bir kesimi arasında çok daha yaygın olması siyasi olarak en aktif, en bilgili olanlar ve siyasetle en çok uğraşanlar. Bu gruptakiler hem sanal dünyada hem de kamusal yaşamda orantısız biçim de daha görünüyorlar…”[12] Yukarıda bahsettiğim az sayıda takip edilen tv ve yazılı medyanın ekonomik durumu da iyi değil”.[13]

Tüketilen medyanın içeriği hala önemli, yankı fanusları yaygın olmasa bile, partizan medya halen yanlış bilgi yayabilir ve bu, toplumun gözü önünde bulunan ve dolayısıyla etkili olan bir kesimi arasında diğer partiye karşı düşmanlığın artmasına neden olabilmektedir. Bu anlamda esas tehlike hepimizin değil, aramızda siyasi olarak en aktif olup, sesi en çok duyulanların yankı fanuslarında yaşamasıdır.
Post-truth’un,[14] kamuoyu oluşturmada gerçeklerin az, kişisel inançların çok etkili olması. Gerçektende insanlar artık mutlak gerçekle değil, kendi inandıkları gerçekle daha fazla ilgileniyorlar. İnandıkları şeyin gerçek olmasını isteyip onu gerçek kabul ediyorlar. Post-truth, tekrarlanan yanlışların kınanmadığı ve rutine döndüğü durumları anlatmaktadır. Hatta yanlış olduğu kanıtlansa bile o yalan, yeteri kadar tekrarlandığı için artık gerçek gibi kabul edilmektedir. Goebbels, “Yalan söyleyin, mutlaka inanan çıkacaktır. Olmazsa, yalana devam edin. Bir şeyi ne kadar uzun süre tekrarlarsanız, insanlar ona o kadar fazla inanırlar. Bir insana yalan olsa bile, bir söylemi sürekli tekrarlarsanız, o söylemin nereden geldiğini unutur ve kendi fikri gibi benimser ve savunur. Söylediğiniz yalan ne kadar büyük olursa o kadar etkili olur ve insanların o yalana inanması da o kadar kolaylaşır, daha çabuk inanır. Amacımız doğruları söylemek değil, insanları etkilemek...”[15] Chomsky’nin[16] ifadesiyle; “Devlet propagandası, eğitimli sınıflar tarafından desteklendiği ve hiçbir sapmaya izin verilmediği zaman büyük bir etki yaratabiliyor. Bu sayede insanların çoğu, devletin tüm söylediklerinin doğru olduğunu sanmakta ve devletin yalanlarına karşı çıkanları düşman görmektedir.”
Yukarıda açıklamaya çalıştığım gibi, gerçek olmayan haberlerin ve bilgilerin yaygınlaşması, toplumdaki bazı insanların zayıflığından kaynaklanmaktadır. Günümüzde insanların düşünmeye vakti yok fakat internette sınırsız bilgi var, bu bilgilerin gerçek olup olmadığını ayırt edemeyen bireyler, daha önceden edindiği bilgilerinin sınırları içindeki kendilerine daha çekici gelen ve duygusal taraflarına seslenen haberlere inanmaktadırlar.
Sosyal medya, ticari pazarlamanın dışında, akademisyen, edebiyatçı, eleştirmen, gazeteci ve siyasetçilerin kendilerini pazarlamaları için bulunmaz bir araç olmuştur. Post-truth’tan çok fazla faydalanan siyasetçilerce sık sık tekrarlanan cümleler ve açıklamalar taraftarlarınca hep hoşgörü ile karşılanmaktadır.
İnsanların, bilimselliğin ve aydınlanmanın ortaya çıkması ile birlikte gerçekleri, “veriler,” üzerinden karar verdiğine dair bir inanç var. İnternetin sosyal medyada kullanılmaya başlamasıyla bu inancın çöktüğünü ve artık insanların istatistiklere bakmadan karar verebildiğini ve duygusal tepkilerin rasyonel düşüncenin önüne geçtiğini ifade eden bir kavram haline geldiğini görmekteyiz.
Post-truth kavramı, izole edilmiş bir medya sistemidir ve sahte haber ile birlikte anılmaktadır. Son zamanlar medyanın en temel özelliklerinden birisi, yalanlarının büyük ölçüde kabul görmesidir. Çünkü sahte/yalan haberin alıcısı, doğru haberin alıcısından daha fazladır. Sahte/yalan haber, “medyanın yaşamını” sürdürebilirliğinin vaz geçilmez öğesi haline gelmiştir. Bu durumdan faydalanmak isteyen guruplar, medyanın itibarsızlaştırılmasına destek çıkan popülist politikacılar kendilerine yakın yatırımcıların aracılığıyla medyayı ele geçirerek, ortaya atıkları asılsız iddialarla gündemi meşgul etmekte, ardından gerçek olmadığı ortaya çıksa bile ilk haberi alanların çok azı gerçeği öğrenebilmektedir. Artık sahte/yalan haberler ve kaynağı belli olmayan veriler, online kültürün bir parçası haline gelmiştir.Haber, hegemonyayı elinde bulunduranların ya da hegemonyayı ele geçirmek isteyenlerin, kendi ideolojik görüşlerini toplumsal yaşam ve olaylar üzerinden topluma dayattıkları bir görsel ve işitsel iletişim alanıdır.” (İnceoğlu, Çoban, 2016, sayfa 24)
Amerika’da “yankı fanusları, sosyal medyada karşıt görüşlere maruz kalmak politik kutuplaşmayı artırıyor mu, azaltıyor mu” adlı araştırmada: “kendini demokrat veya cumhuriyetçi olarak tanımlayan Twitter kullanıcılarına, bir ay boyunca karşıt görüşten kişilerin hesaplarını takip etmeleri ve onların yazdığı tweetleri düzenli olarak okumaları istendi. Araştırma sonuçları, karşıt fikirlerin takip edilmesine rağmen kutuplaşmanın arttığını ortaya koymaktadır. Her iki grup üyeleri de muhalif düşüncenin kendi düşüncelerinde değişme yaratmadığı gibi kendi düşüncelerine/ inançlarına daha sıkı bir şekilde sarılmaya başladıklarını ifade etmişlerdir. Cumhuriyetçiler liberalleşmek yerine daha da muhafazakâr; demokratlar ise daha da muhafazakârlaşmak yerine daha da liberal olmuşlardır.
Christopher Bail,[17] “bizden farklı düşünen, farklı siyasi görüşü olan bir kişinin sosyal medyada yazdıklarını gördüğümüzde “bu iletide/ mesajda aslında iyi noktalarda var diyemiyoruz…” ve “…karşıt görüşlere maruz kalınırsa insanların yumuşaması için bir fırsat oluşur diye varsayıldı,” (Akbaş, 2018) demektedir. Öyle anlaşılıyor ki bireyin zihniyeti, önceden edindiği bilgilerle hemen savunmaya geçip muhalif düşüncenin haksız olduğuna dair nedenler ve kanıt üretmeye başlamaktadır. Bireyi, kendi bakış açısına karşı ancak kendisi ikna edebilir. O yüzden de politik muhaliflerimizden gelen argümanları anında reddedip baştan inandığımız şeyde ne kadar da haklı olduğumuza daha fazla ikna oluyoruz ve o şeye inanmak için daha da çok sebep buluyoruz.




Yankı Fanusu Sonrası

Algılar ve Gerçek Kitabımda (2019) (…) Bir anlamda insanlık tarihi, gerçeği özgür usuyla araştıran ve yaşamın gerçekler üzerine kurulmasını isteyenlerle, gerçeklerle yüzleşmek istemeyenler arasında geçen çatışmanın ve savaşların tarihidir.”
Zincirlerini kırmış aydınlar, çalışmalarının sonucunda, bilimselliği benimseyerek, tüm dünyada özgürlük, eşitlik ve kardeşliğin gerçekleşeceği laik, hümanist ve bilimsel tutumlu bir dünya insanlığının kurulması için çalışır. Her aydının amacı, sarsılmaz bir kararlılıkla böyle bir evrensel gerçekliğe katılmak ve katkıda bulunmak olmalıdır. Özgür aydın bilir ki “gerçek” yalnızca olmuş bitmiş bir olgu değildir. Gerçek, olan, olmakta olan ve oluşturulacak olan bir süreçtir. Bu nedenle, var olan gerçeklerden yola çıkarak, gerçekleştirilmesi gerekenlere ulaşmanın araştırılması, us, bilimsel bilgi ve bilgeliğin ışığında, dayanışmanın gücüyle, güzel bir yaşamın kurulması sorumluluk ve görevi herkesten önce aydınların işi olduğudur (s.164)

O zaman sosyal medyadaki resimlere ve okuduğumuz her şeye hemen inanmamalıyız. Gerçekliğini sorgulayıp en azından basit birkaç yöntemle farklı kaynaklardan doğru olup olmadığını kontrol etmeliyiz. İddianın kaynağı ne denli güvenilir? Başka kaynaklarca doğrulanmış mı? Bu iddianın aksini kanıtlamaya çalışan oldu mu? Yalnızca bu iddiayı destekleyici kanıtlar mı araştırıldı? Kanıtların büyük kısmı, iddia sahibinin vardığı sonucu mu yoksa bir başka sonucu mu gösteriyor?
Sahte/yalan haberlerin bir parçası olursak siyasetçilerin içinden bir lider çıkar. Sokak dili ve davranışı kullanarak, kendi görüşlerini sokaktaki kişinin görüşü gibi vererek, uygulamalarını, sokaktaki adamın “sağduyusu” tarafından destekletir.
Yapacağı propagandalarının amacı kitleleri sorgusuz inandırarak, harekete geçmesini sağlamak için, fikrini anlatırken kara propaganda diliyle kutuplaşma yaratır. Olayları, insanları ve fikirleri siyah-beyaz uçlar da anlatabilir. Bu tip liderlerin dilinde gri renk yoktur, halkın özgürce seçimini engelleyip korkularını, endişelerini pompalayarak sağlıklı karar vermesini engellemek ister ve halkı bir tarafı seçmeye zorlar. Halktan “ya hep ya hiç” şeklinde bir seçim yapmasını isteyerek kara propagandasını yapar. Dost ve düşman yaratır. Halkın seçimini dosttan yana yapmasını ister. Halkı seçim yapmaya zorlayarak, kendisinden yana olmayanların düşmandan yana olduğu bir sonucunu halka dayatır.
Hele Bonapartist tipi liderlerin, kendi katı, esnemez ideolojisine uymayanları yok etmekte hiç acıması yoktur. Gerilim yaratarak, gerilimden beslenip şiddet uygulayarak varlığını devam ettirir. Muhalefete ve halka şiddet uygulamasına rahatlıkla “- burası hukuk devleti yaptıklarımız yasalar çerçevesinde söyler.”Ancak halk veya bireyin muhalefetini ve protesto gösterilerini kanuna karşı gelmek, yaptıkları da terör eylemi sayar. Lider, düşüncelerinin ve uygulamalarının itiraz edileceğini kesin olarak bilindiği durum varsa ki vardır yani olacaktır. O zaman bu planın uygulayıcılarını eylemli olarak hayata geçirmelerine fırsat vermeden onları provoke edip hazırlıksız halde, suçlu konumuna düşürüp daha kolay “ezip geçmeyi” tercih eder. Ya bizim attığımız adımları herkes sessizce kabul eder ya da itiraz edecek olan olursa biz onları ezer geçeriz.Düşüncesiyle Lider hiçbir kanıt göstermeden, “kendi fikrinin büyük çoğunluk tarafından benimsendiğini” herkesin benzer düşüncede olduğunu” iddia eder. Ve halkı buna benzer bir seçim yapmaya iter. Halkın içindeki R-Kompleks ve “sürü psikolojisine” hitap ederek gerçeği bilenleri de etki altına aldığı herkes gibi düşünmesini ister. Böylece, fikirlerin tartışılmadan kabul edilmesini sağlar, bu tip lider çok iyi bilir ki halk, karşıt görüşleri okumaz, düşünmez, tartışmaz. Halk, geçmişe veya geleceğe değil, sadece o ana bakar. Halk, olayların küresel ilişkisine değil sadece yakın çevrelerine bakar.
Toplum içinde düşmanlık yaratarak, kara propagandasıyla halka zarar verir. Lider siyah/beyaz bir kutuplaşma yaratarak, halkın “düşmana” karşı bir seçim yapmasını ister. Arka arkaya yaptığı konuşmalarla seçmenleri hipnotize eder, onları öfkesiyle coşturur ve yapabilecekleri şeylerin düşünü kurmalarını sağlar. Bireyleri ve halkı korkuyla susturduğu için, kendi tarafına çekmiş olduğunu zanneder. Sonra iktidar sarhoşluğu içinde, öylesine bir güç zehirlenmesi yaşar. Fakat halkın büyük bir kısmı, o liderin politikaları ile bir yıkım dönemine neden olacak bir rotaya girdiklerini fark edemediği gibi, liderin haklı olduğunu düşünür, lideri de kendini eleştirenlerle dalga geçer. Kendisi gibi düşünmeyeni vatan haini, terörist, darbeci ilan eder. Farklı sesten, muhalif düşünceden, eleştirel düşünceden ve özgür akıldan nefret eder. Lider böyle olunca, mahkemeler de lidere ayak uydurur ve lidere biat eden tek sesli bir toplum oluşmasına katkı sağlar. Lider anayasayı çiğner. Tarafsızlığını ayaklar altına alır ve güçler ayrılığını katleder, özgürlüğü hiçe sayar ama umurunda bile olmaz.
Bunlar olur mu? Olur. O zaman, tüm bunların bir süjesi ve yalan haberlerin bir parçası olmamak, sürekli eleştiren ve sorgulayan zihin yapısına sahip olmaktan geçiyor. Düşüncenin her korkudan azat olduğu özgür ve demokratik bir toplumu, ancak ideolojilerin prangalarından kurtulmuş ve aklı özgürleşmiş bireylerin oluşturacağını unutmayalım ve sözlerimizi Tagore’nin şu meşhur sözleriyle bitirelim:
“Düşüncenin her korkudan âzâd olduğu bir ülke,
Bir ülke ki insanları dimdik,
Dünya duvarlarla bölünmemiş,
Kelimeler gönlün derinliklerinden fışkırır,
Emek kemale uzatır kollarını,
Aklın ırmağı alışkanlıkların karanlık çölünde kuruyup gitmemiş,
Ne olurdu Tanrım! Benim yurdum da böyle bir ülke olsa!”

Diyarbakır 23 Aralık 2019 Mustafa Nesim Sevinç

Kaynaklar
·       Akbaş M. Karar Gazetesi Kadir Yankı Fanusunu Kıralım mı 10.12.2018
·       Andrew Guess Çeviri: Beril Bulat. Araştırma: Andrew Guess, Brendan Nyhan, Benjamin Lyons, Jason Reifler.
·       Ansiklopedi Britannica https://www.britannica.com/biography/John-Herschel
·       BBC News Türkçe 24 Ocak 2018 https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-42808373
·       Bütün Dünya Dergisi 2019 Ağustos
·       Dostoyevski,(2006), Suç ve Ceza, İş bankası kültür, İstanbul
·       Fromm E.(1987) İtaatsizlik Üzerine Denemeler, Çeviri Ayşe Sayın, Yaparak, İstanbul.
·       Horney K.(2011) Okuma günlükleri: çağımızın nevrotik kişiliği
·       https://en.wikipedia.org/wiki/Great_Moon_Hoax
·       https://www.1843magazine.com/technology/rewind/the-true-history-of-fake-news
·       İnternette doğru ve yanlış haberlerin yayılması Science 9 Mart 2018 Soroush Vosoughi, Deb Roy, Sinan Aral, https://science.sciencemag.org/content/359/6380/1146
·       Keyes Ralph (2017) Hakikat sonrası çağ, Çeviren Deniz Özçetin Delidolu
·       Kocabay N, Akdeniz Ş.(2018) İletişim Dergisi Doğruluk Kontrol Merkezi” ve “Yalan Haber” Kavramlarına İlişkin İçeriklerin Medyada Yansımasının Araştırılması
·       Konda medya raporu Televizyonla Değişen Algılar, Sosyal Medyanın Yükselişi ve 10 Yıllık Medya Serüvenimiz, 2008 - 2018, Kasım 2019 http://konda.com.tr/wp-content/uploads/2019/12/KONDA_MedyaRaporu_HT2018.pdf
·       Science Cilt 348, Sayı 6239, sayfa 1130-1132, https://science.sciencemag.org/content/348/6239/1130
·       Sevinç M. N.(2019) Algılar ve Gerçek, kafe kültür
·       Soydan M. Yankı Odaları, Filtre Balonları ve Düşünce Ekosistemleri https://medium.com/@mrsoydan90/yank%C4%B1-odalar%C4%B1-filtre-balonlar%C4%B1-ve-d%C3%BC%C5%9F%C3%BCnce-ekosistemleri-a3556a99297e
·       Türkali V. Akıllarda yer eden 10 unutulmaz cümlesiyle Birgün 29.08.2016 https://www.birgun.net/haber/akillarda-yer-eden-10-unutulmaz-cumlesiyle-vedat-turkali-126083
·       Wiley online Library American Journal of Political Science James N. Druckman, Matthew S. Levendusky, Audrey Mc Lain 08.08.2017, https://onlinelibrary.wiley.com/doi/abs/10.1111/ajps.12325



[1] Yayın ve iletişim organlarıyla kamuya iletilen her türlü bilgi
[2] Gazetenin tirajı, 8.000'den 19.000’a çıktı.
[3] Sahte haberlerin gerçek tarihi Tom Standage The Economist 1843 magazin Haziran/Temmuz 2017https://www.1843magazine.com/technology/rewind/the-true-history-of-fake-news
[4] Yeter sayıda olmamakla birlikte Türkiye’de de ciddi anlamda faaliyet gösteren doğruluk kontrol merkezleri bulunmaktadır. Doğruluk kontrolü yapan oluşumları şöyle sıralayabilmek mümkündür: Teyit.org, Doğruluk Payı, Malumatfuruş, Fact-checking Turkey. Bu oluşumlar birbirlerinden farklı doğrulama konuları üzerine eğilmişlerdir. Teyit.org özellikle sosyal medyada yaygınlaşan şüpheli haberler üzerine yoğunlaşmaktadır. Doğruluk Payı, siyasetçilerin konuşmalarını doğrulukları açısından analiz etmektedir. Malumatfuruş, köşe yazarlarının üretmiş oldukları içerikleri doğruluklarını araştırmaktadır. Fact checking Turkey ise küresel medyada yer alan haberleri izleyerek Türkiye aleyhine yer alan haberler için düzeltmeler yapmaktadır.
[5] ABD’de, önde gelen ulusal kampanyalarda rol oynayan eski bir demokratik teknoloji uzmanı teknoloji yazarı Clay Johnson.
[6] Keyes kitabında, politika ve yaşam tespitleri, biz neden yalan söylüyoruz? Dürüstlük nasıl çöktü, yalan nasıl yükseldi? konularını detaylı anlatıyor.
[7] Gerçek ötesi
[8] Karen Horney, çağın nevrotik kişiliğini anlatırken, bu tavırları ve eğilimleri sınıflandırır ve şöyle der. “Birine karşı çıkma, saldırıda bulunma, küçük düşürecek sözler söyleme, başkasının hakkı olan bir şeye el uzatma ya da herhangi bir düşmanca davranışta bulunma gibi davranışları anlıyorum. Birincisi saldırgan olma, başkalarına karışma ve söz geçirme, çok şey isteme, emretme, aldatma, kusur bulma eğilimi olarak görünür. Bu gibi tavırları benimsemiş olan kimseler, bazen saldırgan olduklarını fark etmekle birlikte, çoğu zaman bu durumdan büsbütün habersizdirler, gerçekten saldırgan oldukları ve başkalarına zorla bir şeyler kabul ettirmeye çalıştıkları halde, sübjektif yönden kendilerini dürüst bir insan, yalnızca fikrini söyleyen ya da isteklerinde ölçülü olan bir insan olarak görürler.
[9] Karen Horney Alman kökenli Amerikalı psikanalist. 16 Eylül-4 Aralık 1952 Neo Freud’yen bir ekolün “ego psikolojisinin” temsilcisi olmuştur (Okuma günlükleri: çağımızın nevrotik kişiliği, 2011). Freud’dan farklı olarak kişiliğin ve nevrozun oluşumunda biyolojinin ve dürtüsel güçlerin etkilerinden çok kültürel etmenler üzerinde durur. Modern psikanalistler arasında yer alır. İlk kadın kuramcı olarak tarihe geçmiştir. İlk feministlerdendir.
[10] Vigilanteler, sistemin ve yasaların toplumun huzurunu korumada yetersiz kaldığı savına sığınarak, yetkisi olmadığı halde kaba güce ve silaha sarılıp asayişi ve düzeni korumaya kalkışan kişi veya gruplar.
[11] Facebook’un Haber ve Medya Ortaklıkları Yöneticisi Andy Mitchell, 2015 yılında İtalya’da katıldığı Uluslararası Gazetecilik Festivali’nde kendisine yöneltilen soruları yanıtladı. Bu sorulardan biri de Facebook’un kişilerin haber akışına yaptığı editöryal müdahaleydi. Yankı Odaları, Filtre Balonları ve Düşünce Ekosistemleri Murat Soydan   https://medium.com/@mrsoydan90/yank%C4%B1-odalar%C4%B1-filtre-balonlar%C4%B1-ve-d%C3%BC%C5%9F%C3%BCnce-ekosistemleri-a3556a99297e
[12] Wiley online Library American Journal of Political Science James N. Druckman, Matthew S. Levendusky, Audrey Mc Lain 08.08.2017.
[14] Oxford Dictionaries, İngilizcede 2016 yılının kelimesi olarak post-truth’u seçti. Türkçeye gerçek-ötesi, gerçek-sonrası ya da post-olgusal şeklinde çevirmek mümkün. Post-truth kavramı bu güncel anlamında ilk kez 1992 yılında, Sırp asıllı Amerikalı Oyun Yazarı Steve Tesich’in The Nation dergisinde yayınlanan yazısında geçiyor.
[15] Konuşmanın devamı “…Hıristiyanlığın bu kadar etkili olmasının sebebi 2000 yıldır aynı şeyi söylüyor olmasıdır. Hıristiyanlık bugün ne anlama geliyor? Nasyonal sosyalizm bir dindir. Bir gün, yakında, nasyonal sosyalizm tüm Almanların dini olacaktır (16 Ekim 1928). Kapitalizm tamamen bir Yahudi sistemidir. Bizler sosyalistiz, ama Marksizm’e karşıyız. Sosyalizmi, Marksizm’den ibaret sananlar bizi sosyalist olmamakla suçluyor. Oysaki kapitalizm ve Marksizm aynıdır, Yahudi’ye hizmet eder. Nasyonal sosyalizm ise insanımıza hizmet eder…”
[16] Avram Noam Chomsky Amerikan aktivist, dil bilimci, filozof, mantıkçı, siyasi eleştirmen, tarihçi ve yazar.
[17] Christopher Bail, Duke Üniversitesi’nin Kutuplaşma Laboratuarı yöneticisi. Bu araştırmanın yürütücülerinden

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Biliniz ki Devlet

  Ünlü hukukçu ve fıkıh uzmanı. El-Maverdi 972-1058 arası yaşamıştır ve Alboacen olarak da bilinmektedir. şöyle der:   “…Biliniz ki devl...