Aklımızı
ne zaman kullanacağız?
Akıl, anlama ve kavrama gücü
olarak tanımlansa da bilinçli bir şekilde anlam oluşturma, gerçekleri kurma ve
doğrulayabilme, seçenekleri muhakeme edebilme, mevcut ya da yeni bilgileri
mantık bağları çerçevesinde yargılayabilme yetileri olarak farklı tanımları da mevcuttur.
İnsana dair her şeyde olduğu gibi
“aklın” tanımında da kesin bir uzlaşı sağlandığını söylemek güçtür.
Benzersiz bir şey mi yoksa
doğadaki bir şeyin düzeyi midir pek anlaşılamamıştır.
Bilgi çalışmalarında aklı
kullanmak tabiriyle mantık ilişkisi kurmak kast edilmektedir.
Dış dünyadan duyularla alınan
verilerin ve hafızadaki resimlerin bilgiye dönüştürülmesi akıl sayesinde mümkün
olabilmektedir. Gerekçelendirilmiş bilgi ise aklın üst düzey kullanımı olan
mantık ile sağlanır.
Aristo’ya göre, “bilmek, nedenleri bilmektir.” Gerçekten
de diğer türlü bilmeler sadece tekrardan ibaret olmakta, sebebini bilmeden
söylediğimiz şey bizim için gerçek olamamaktadır. Biliyorum diyebilmek için
nedenini bilmek, bunun için de aklı kullanmak gerekmektedir.
Locke’ye göre, “hayvanlar da bazı nedenselliklere sahiptir.
Ancak insanlar, neden ve sonuçtan başka üçüncü bir aşamaya, kıyas yapmaya
sahiptir.”
Şimdi insanlar, geç olmadan hemen
bugün, aklını, mantığını ve kıyaslamayı kullanarak. Şunları sorgulamalıdırlar.
Koronavirüs nedir?
Koronavirüs kimlere yarıyor? Kimlere
zarar veriyor?
Esnek çalışma saatleri ve evden
çalışma modelleri, e-ticaret, ülkelerinin
ekonomisi,
OHAL ve KHK’li yönetim
modellerini,
Parlamentoların
güçsüzleştirilmesini, otoriter yönetimi, otokrasiyi, diktatörlüğü,
daha kapalı, daha muhtaç ve daha
az özgür bir dünyayı yorumlamalıdır.
Ayrıca, dünya tarihine geçecek 2020
sonrası adının ne olacağını şimdiden kestiremediğim bu çağda, koronavirüs, kimler
için yararlı bir amaca hizmet edecek?
Çoğulcu toplumların temel özelliği
olan demokratik karar alma mekanizmalarına mı?
Demokratik kontrol
mekanizmalarına tabi olmayan liderlerin kendi dünya görüşlerine aykırı her şeyi
mümkün olduğunca örtbas etmelerine mi?
Aynı yöntemle, demokrasilerde koronavirüsle
mücadelede kullanılan önlemler tartışılmalı, gündeme gelebilmelidir. Hatta bu
tartışmaların sürecin en başından itibaren yapılması zorunlu olmalı. Birçok
siyasetçi, konunun kendi geleceklerini tehlikeye atabilecek bir potansiyele
sahip olması nedeniyle bu tartışmadan adeta virüsten kaçar gibi kaçmaktadır. Ancak
bu konuda yürütülen tartışmaların yayılmasını, ortaya çıkmasını engellemenin
yolunu eleştirileri bastırmakta bulmuşlar.
Koronavirüs ve onunla mücadele
için getirdikleri yasaklar, mevcut eşitsizliklere ışık tutmakla kalmıyor yeni
eşitsizliklere de zemin oluşturuyor. Tüm ülkeler hastalığı yenmenin ötesinde
bir sınavdan geçmektedir. Bugünkü çıkar ortaklığı duygusu, kriz sonrasında
toplumları biçimlendirecek mi?
İnsanlardan fedakârlık talep
etmek için herkese yarayacak bir toplumsal sözleşmeye sahip olmanın faydasını
Batı’nın liderleri Büyük Buhran ve İkinci Dünya Savaşı sonrasında
öğrenmişlerdi.
İnsanlar bugün aklını
kullanmayacaksa ne zaman kullanacak.
Yazımı “Devlet benim” sözüyle ünlü XIV. Louis’in
Fransa’yı 72 yıl mutlak monarşiyle yönettiği aklımızda olsun diyerek bitireyim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder